DİLENCİLİK SEKTÖR MÜ?

Ahmet Büyüksoy

Ahmet Büyüksoy

Bir tarihte Yozgat Belediyesi Zabıta Ekipleri tarafından şehrin belirli bölgelerin de dilencilere yönelik operasyon yapılmış. Dilencilik yapan bu şahıslar Yozgat'ın ilçe ve çevre illerinden geldiklerini, yapılan kimlik kontrollerinde anlaşılmış. Bir dilencinin cebinden kayda değer para çıkmış. Bu ne ilk ne de son olacaktır. Maalesef dilencilik son yıllar da meslek haline geldi.

Genç ihtiyar, hasta veya sağlam olmaları fark etmiyor, alışmışlar bu işe. Kapıdan kovsan bacadan gene giriyorlar. Eskiden perşembelik olurdu. İhtiyaç sahibi kimseler perşembeden perşembeye Allah rızası için derler herkes gönül hoşnutluğuyla yardım yaparlardı.

Hatta bazı Fukara-yı Sabirin olarak bildiğimiz ihtiyaç sahipleri ne kimse görmeden ihtiyacı kadar belki de daha fazlasını hayır sahipleri cebine sokarlardı. Bundan alan da veren de keyif alır zevk duyardı. Şimdiler de öyle olmuyor. Bir hafta boyunca dolaşmadık ilçe il merkezleri kalmıyor.

Pazar günleri dahil. Çalışma yok, alın teri akıtma yok sadece insanlarımızın merhamet duygularını istismar ediyorlar. Yıllar önce ofisimize bir ayakkabı boyacısının girdiğini gördüm. Meczup birine benziyordu. Ayakkabımı boyamak istediğini işaret etti, ben de hemen çıkarıp verdim.

Biraz sonra boyayıp getirdi, ben de cüzdanımdaki 3 liranın üzerinde olan bozuk paraları verdim, memnun olmadı. "Kaldık dayı kaldık. Beş beş" dedi. Bir miktar daha para verdim, genç gitti. 

Bir kaç gün sonra yine geldi. Meğer genç Yerköy'den buraya ayakkabı boyamak için geliyormuş ve çalışma arkadaşımız Volkan beyin hemşehrisiymiş.

Bir hafta sonra tekrar geldi. Bu kez de Volkan beye asılmaya başladı ve "Kaldık köylü kaldık" diyordu. Kaldık kelimesinden hiç hoşlanmadım. Bu kez ayakkabımı boyatmadım. 

Bir başka hafta tekrar geldi ve yine işaretle boyamak için ayakkabımı istedi ve bu sefer yüksek sesle; "Kaldık dayı kaldık" dedi.

Bunun üzerine ben de;" Ne demek kaldık? Şükredersen boyatırım ayakkabımı" dedim. "Şükür olsun" dedi ve ayakkabılarımı boyattım. Parasını verdim. Dışarı çıktığımda gördüm ki, sandığının üzerinde "Kaldık Boyacılık" yazıyor. 

"Bu sandığı sen bana ver. Bu benim olsun, sana yeni bir sandık alalım ve üzerine de 'Şükür Boyacılık' yazdıralım dedim" de kabul etmedi. Beni görünce "Yarabbi şükür", beni sapıtınca "Kaldık dayı kaldık" diye söyleniyordu. Bir türlü ikna edemedim.

Bu delikanlıya şükretmenin ne demek olduğunu anlattım da anlamadı bir türlü. O günden sonra ayakkabı boyama işini bıraktı. Baktı ki çalışmak zor dilencilik daha kolay dilenmeye başladı. 

Bu şahıs Yerköy minibüsleriyle petroller sahasına iniyor, Sivas caddesi boyunca Esentepe'ye kadar oradan da karşı caddeyi, daha sonrada çarşıyı dolaşıyor girip çıkmadık dükkan koymuyor. Bir akşam üstü terminal yanında bir lokantanın önünde karşılaştık.

Biz onu oda bizi tanıyor. Bana dedi ki; "Başkanım, Allah rızası için bir çorba parası verir misin?" Hemen işletmeciye," Bunun karnını doyur parasını benden al" dedim de razı olmadı . Dilenci 5'lik ver diyor. Ekmek çorba yemek istemiyor. Başka bir tanıdık dedi ki; "Bana bak ne kadar paran var?" Söylemedi. Ben dedim ki; "Cebini tüm boşalt ben sana 200 TL vereyim", "Olmaz" dedi direndi.

Sonra bozuk paralarını lokantacıya tümletti de bir gün de 200 TL civarında para topladığı ortaya çıktı. 

Bizim İslam inancın da "veren el alan elden üstündür" düsturuyla hareket ediyoruz. Allah'ın adı anıldığın da vermemek olmaz. Lakin bu işi sektör haline getirenlere de yol vermemek lazım.

Ahir kelam... Şüphesiz Allah c.c, dilediğine dilediği kadar nimet verir. Şükredilmediği zaman o nimeti bu kimseler aleyhine azaba dönüştürür. Elhamdülillah, şükrün başıdır. Hadis-i Şerif Şükredenlere, cömertlere, elhamdülillah diyenlere, aza kanaat edenlere selam olsun diyorum.

Vesselam. 

30 Ağustos 2021 Pazartesi tarihinde eklendi ve 446 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız