HÜRÜ EME-1

Ahmet Büyüksoy

Ahmet Büyüksoy

Bugün sizlere çete lakaplı Hürü Eme'yi dilim döndüğünce anlatacağım. Kendisi Topçu köyünde doğdu, büyüdü, aynı köyde gelin oldu, doğduğu yerde de öldü. Murat, Memidik, Hacı Ahmet adında çocukları vardı.
Oğulları babalarının adıyla değil de Hürü Eme'nin lakabı olan çete'nin çocukları diye çağrılırlardı.
Hürü Eme; bir yerden geçerken ağlayan çocuklar onun geldiğini görünce susarlardı. Hatta anneleri akşam beşikte çocuklarını uyutmaya çalışırken ninni yerine aman sus Çete geliyor derlerdi.
Hürü Eme deyip de gelip geçmeyin; adeta çocukların korkulu rüyası olmuştu.
Kendisi kadın olmasına rağmen köye gelen kim olursa olsun ağasından azabına, azabından aptalına, kâtibinden başbakanına kadar çekinmeden erkek gibi söverdi. Başkaca meziyetleri de vardı. Haksızlığa tahammül edemezdi. Koca koca iri yapılı erkekleri dövdüğü de olmuştu.
1964 yılında bir bahar mevsiminde Başbakan Süleyman Demirel'in Topçu köyünün altında bulunan stabilize yoldan Şefaatli ilçemize gideceğini öğrendik.
Köylüler, Başbakan'ı karşılamak için yol kenarına halılar serdiler, 6 adet kurbanlık koyun getirdiler, ayranlar yaptılar, demet demet kır çiçekleri topladılar. Kır çiçeklerini sunmak için Ankara'da hemşirelik yapan Meral Ünal hanım'ı buldular. İlkokul öğretmenim Fahri Maraş'ta pankart taşıma görevini bana vermişti.
Pankartta "Su Su Su İstiyoruz!" yazıyordu.
O dönemde Yozgat'ın sebze ve meyve ihtiyacının büyük kısmını karşılayan Topçu Köyü'nde sulama kanalları, içme suyu ve kanalizasyon bulunmuyordu.
Büyük ölçüde su sıkıntısı vardı. İnsanlar bahçelerini sulamak için sıraya girerdi ve sulama saat hesabı ile yapılırdı. Hatta su için ara sıra kavgalar bile çıkardı.
Cuma'ya giden Nurlu Demirel'e namazını rahat kılması için halı seccade hediye etme görevi de babama düşmüştü.
Tabi o zamanlar şimdiki gibi hediye paketi olmadığı için bir çimento torbası kâğıdına paket yaparak üzerine de el yazısıyla Topçu Köyü İmam Hatib-i Adil Büyüksoy'un hediyesidir yazılmıştı.
O dönemde babam da dâhil köyün tamamına yakını Adalet Partiliydi, Demirelciydi. Birkaç köy birleşerek bayraklar asıldı. Başbakan'ı beklemeye koyuldu millet.
Başbakan'ın programı aksadığı için saatlerce beklemek mecburiyetinde kaldı köy halkı. Nihayet saat 15.00 sularında konvoy gözüktü. Korumalar arabalardan indiler,  arkasından başbakan da indi. Demirel'i ilk defa o an görmüştüm
Meşhur fötr şapkası elinde, eşi Nazmiye Hanım yanında idi. Arabadan iner inmez Hürü Eme kimsenin beklemediği bir anda Başbakan'ın yanına yaklaşarak 'Bu kadar insanı güneşin altına kaç saattir neden bekletiyorsun?' deyip  ana avrat sövdü. Korumalar etrafını sardılar.
Kadını gallangop ettiler ama Demirel'inde gülmekten göbeği çatladı ve korumalara "Bırakın, bırakın, bırakın!" dedi.
Bizim Çete'yi başbakanın yanına getirdiler, adını sorunca bir kez daha sövdü. "Nazmiye, Nazmiye sende bir şey var mı?" dedi yine kahkahayı bastı! Nazmiye Hanım'da çeteyi kucakladı, muhabbet ettiler.
Seni çok sevdik, Burada kimin kimsen var mı diye sordu?
Seni Ankara'ya köşke götüreyim dedi.
Hürü Eme de Nazmiye Hanım'ın kendisine gösterdiği iltifatı görünce bir kez de ona sövdü. Demirel daha önceden kendisi için hazırlanan kurbanlıkları kestirmedi bağışladı. İki bardak ayran içtiğini hatırlıyorum.
Köylülere eksiğiniz ne diye sordu.
Beni getirdiler elini öptüm ve taşıdığım pankartı gördü. Özel kalemine not aldırdı. Doğruldu köye bir baktı bir daha baktı.
O gün köyümüzde bir ilkokul bir de caminin çatısı kiremitle kaplıydı. Bütün evler topraktan damdı.
Demirel dedi ki; "Muhtar kim?"
"Benim efendim adım Şemsettin Varol" dedi ve içme suyu ile ortaokul istedi.
O da önce şu dam evleri çatı yapın dedi. Hoş bir sohbet, muhabbet oldu. Oradan ayrıldı. Bir yıl sonra içme suyunu programa aldılar o zamanlar bugün ki gibi kepçe ve iş makinası yoktu.
İlkbahardan sonbahara kadar toprak su işleri köyümüzde kamp kurdu. Kazma kürekle su için kazı yaptılar. Çalışan yüzlerce işçinin sigorta girişleri yapıldı, yıllar sonra herkes bu sayede emekli oldu.
İçme suyu bulundu su çıkarıldı fakat kış geldi fakat yapılacak iş henüz bitmemişti. İlkbaharda depolara stoklanan binlerce ton çimento torbaları Paşaköy'e götürüldü. Üzerinden kış geçti onlar da dondu ve çöpe atıldılar. Yarın bu konuya devam edeceğiz diyorum.

Vesselam.

 

16 Haziran 2022 Perşembe tarihinde eklendi ve 1130 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız