İBRAHİM ETHEM

Ahmet Büyüksoy

Ahmet Büyüksoy

 

Köy odalarımızda erkekler toplanır, birlikte yemek yerler, bilhassa kış günlerinde geç saatlere kadar otururlardı.

 Kimin dağarcığında ne varsa ortaya koyardı. Zaman zaman hoş sohbetler olur, günün muayyen saatlerinde de dini, ilmi bilgiler okunur, bilenler bilmeyenlere anlatırlardı.

 Bir noktada bu köy odaları mektepti. İlim irfan yuvasıydı. Ergenlik çağına gelen genç kızların ve oğlanların söz kesimleri nişan, düğün törenleri cenaze merasimleri köyden köye gelen misafirlerin konakladığı yerlerdi. 

Bizimde odamız vardı. Çocukluğumuzda oda terbiyesiyle yetiştiğimizi, yetiştirildiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. 

Misafire ikram nasıl olur?

 Saygı, sevgi, hoşgörü büyüklere karşı davranışlar, edep, haya, şefkat ve merhamet buralarda öğretilirdi. 

Esas anlatmak istediğim babam rahmetli köyün imamıydı. Güzel kuran okurdu. Arapça ibareye vakıftı. 

İnsanlara nasihat ederdi. Birçok dini, milli, ahlaki, menkıbelerden bahseder, özlü sözler söylerdi.

 Bugün sizlere babamdan işittiğim İbrahim Ethem Hazretlerini anlatmak istiyorum. 

Allah dostlarından olan İbrahim Ethem Hazretleri Belh şehrinin hükümdarıydı. Taç ve tahtını terk etmeden evvel, otuzun üzerinde koruması vardı.Kudretli bir devlet başkanıydı.

 Bir dediği iki edilmezdi. Bir gece atlastan yapılmış yatak, yastık ve yorgan örtüleri arasında  uyuyordu. 

Sarayın tavanından gelen bir sesle irkildi. Dinledi, tavandan tıkır tıkır sesler geliyordu. 

Sanki damda biri vardı ve yürüyor gibiydi. Hiddetle kalktı yatağından ve seslendi! 

-"Heyyy! Kim var orada?" 

+"Ben varım." 

-"Sen de kimsin, benim sarayımın tavanında ne arıyorsun?"

+"Devemi kaybettim de onu arıyorum."

Garip birisiydi konuşan. 

İbrahim Ethem Hz.'nin kan beynine sıçradı, şiddetle bağırarak azarladı, tersledi o kişiyi. 

-"Sen deli misin, budala mısın, be adam? Haydi defol oradan, sarayın tavanında deve mi aranır?" 

Yukarıdaki ses alaylı alaylı karşılık vererek; "Ya siz hükümdar hazretleri, siz akıllı mısınız?  Söylesene bakayım bana, o atlas yataklarda Allah-u Teala aranır mı hiç? Orada Allah-u Teala bulunur mu?" dedi.

 İbrahim Ethem Hz. bundan büyük bir ders almıştı, işin hikmetini anlamıştı. 

Ertesi gün ceylan avına gider. Bir ceylanı avlamak üzere peşine düşer. Fakat bir müddet koşturduktan sonra derinden bir ses;" Sen bu dünyaya av için mi geldin?" diye seslenir. 

Pek önemsemez. Av peşinde koşmaya devam eder. 

Bu sefer ses daha yakından gelir, "Uyan uyan, uyandırılmadan evvel uyan, sen bu dünyaya av için mi geldin?" der. 

Biraz irkilir ama avın heyecanından devam eder, çünkü ceylana çok yaklaşmıştır. Fakat titretircesine sesi şiddetli bir şekilde yine duyar; "Ey İbrahim uyan uyan, uyandırılmadan evvel uyan. Sen bu dünyaya av için mi geldin?"

 Avın peşini bırakır, bütün debdebeli hayatını da bırakır, yolda gördüğü çobana da padişahlık kaftanını ve tacını giydirir, çeker gider. Saraya bir daha dönmez, sade bir hayat içinde ibadet ve taat ile meşgul olur.

 Bir gün bir deniz kenarında otururken baş vezirlerinden birisi yanına gelir; "Padişahım neredesiniz halk sizi arıyor, sizi bekliyor" der.

 Israrla saraya dönmeye ikna etmeye çalışır. İbrahim Ethem baş vezirine dönerek; "Ben hakikati buldum, beni rahat bırak" der.

 Vezir ısrar eder. "Hükümdarım sizin gibisini nerede bulacağız, siz hükmedin ne isterseniz yapacağız" der. 

Bunun üzerine yakasından bir iğne çıkarır ve denize atar, balığa o iğneyi alıp getirmesini söyler, balık birazdan ağzındaki iğneyi İbrahim Ethem'e uzatır. Baş vezire dönerek; "Ben hükümdar iken böyle hükmedebilir miyim?" der.. 

Tahtını tacını terk eder, Allah dostu olur.

Vesselam...

25 Şubat 2021 Perşembe tarihinde eklendi ve 355 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız