FATIMATÜ'Z-ZEHRA

Ahmet Büyüksoy

Ahmet Büyüksoy


Bugün hayırlı bir evlat, sabırlı bir yol arkadaşı, sadık bir sevgili, merhametli bir anne, peygamber efendimizin göz nuru, ciğerparem diye buyurduğu en sevgili evladı olan Hz. Fatıma'yı kaleme alıyorum.
 Peygamberimiz (s.a.v)in en küçük kızı. Hz. Ali'nin hanımı. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in anneleri. İslam'ın yetiştirdiği örnek kadın.
 Hem mükemmel bir eş, hem şefkatli bir anne hem de en sevgili evlat. Cennetle müjdelenen dört kadından biri. Kadınlık aleminin en parlak yıldızı, her yönü ile yolumuzu aydınlatan hanımlar sultanı  Fatımatü'z-Zehra.
 Zehra ay gibi parlak demektir. Ay güneşten aldığı ışığı yansıtır. Güneşin ışığı ile güzeldir. Fatma da kainatın efendisi Hz. Muhammed'den aldığı ışığı yansıtıyordu. Peygamber'in risaletinin beşinci yılında, hicretten sekiz yıl önce Mekke'de dünyaya gelen Fatıma'nın doğum müjdesini Resulullah şu cümleleriyle veriyordu:
 "İşte şimdi vahiy meleği bana geldi ve bu doğan çocuğu kutladı. Allah ona Fatıma adını verdi."
 Cahiliye geleneğinde kız çocuğu büyük bir utanç vesilesi sayılıp babaların yüzünü kızartan ve bu yüzden diri diri kumlara gömüldüğü bir zamanda Fatıma'nın doğum müjdesi aynı zamanda kadınların kurtuluş müjdesi oluyordu.
 O hem babasının kızı, hem de babasının annesiydi. O kısacık ömründe İslam kadınına örnek olacak zorlu ve çileli bir hayat sürdü.
Fatıma çocukluğunu İslam'ın en zayıf, Müslümanların en çok ezildiği bir ortamda Hz. Hatice gibi bir annenin terbiyesi altında geçirdi. 
Anne ve babasının güzel ahlakı, merhameti, şefkati ile yetişti.  Babasının ve Müslümanların çektiği acılara en az onlar kadar o da ortak oldu. Babası evden çıkıp İslam'ı tebliğ ederken, o ya endişe içinde merakla kapıda bekler ya da babasını adım adım izler ve onu kollamaya çalışırdı.
 Bir gün Hz. Peygamber Mescid-i Haramda secde halindeyken müşrikler her zamanki vahşetleriyle deve işkembesini başına atarak kahkahalarla eğlenirken, Fatıma o pislikleri kendi elleriyle temizler ve babasını alıp eve götürür. 
Hz. Peygamber Fatıma'ya hem babalık hem analık yaparken Fatıma da o zorlu ortamda hem "babasının kızı" hem de "babasının annesi" olmuştur.  Fatıma, Alemlerin Efendisinin huzuruna gelse, Allah'ın Resulü onu ayağa kalkarak karşılar ve kendilerinin oturduğu mindere oturturlardı. 
Eğer Allah'ın Resulü, Fatıma'nın yanına gitseler, Fatıma onu ayağa kalkarak karşılar, hürmetle ellerini öper, kendi oturduğu yere oturturdu." Hz. Ali ile yaptığı güzel evlilikten yaklaşık bir yıl sonra, hicretin üçüncü yılı, Ramazan ayında dünya tatlısı bir evlada sahip oldu. Hz. Hasan'ın doğumu, aile içinde özellikle Fatıma için çok güzel ve özel bir başlangıç oldu. Artık o bir anneydi. Bu bambaşka bir duyguydu. Bu duygusunu diğer annelik duygularından ayrı kılan en özel sebep Allah Resulünün soyunu devam ettirmesiydi.
 Fatıma, cennet kadınlarının en üstünlerindendir. Fatıma annemiz, Müslümanlara örnek olacak bir hayat tarzı yaşadı. Kendisi peygamber kızı olmasına rağmen oda aynen diğer Müslümanlar gibi, yarı aç, yarı tok yaşıyordu. Kendisine, annesi Hz. Hatice'den miras kalan hediyelerin hepsini İslam yolunda, Allah için efendimize vermiş ve diğer Müslümanların çektiği sıkıntıları kendiside aynen çekmiştir.
 Fatıma bütün ev işlerini kendisi yapardı. Yardımcısı yoktu. Kuyulardan su taşır, yedikleri ekmeğin ununu el değirmeni ile yapardı. Un yapmaktan elleri nasır tutmuştu. Yine de çektiği bütün sıkıntılara rağmen şikayet etmiyordu. Peygamber ölmeden önce hasta yatarken Allah'tan aldığı ilhamla Fatıma'ya öleceğini söyler.
 Fatıma ağlamaya başlar. Nitekim 6 ay sonra da vefat eder.  Fatma'nın kısa yaşamında gösterişe, giyim kuşama, eşyaya, dünyalık şeylere ayıracak zamanı hiç olmadı. O çilelerle dolu bir hayat  yaşadı. Allah şefaatine nail etsin vesselam..,

2 Temmuz 2020 Perşembe tarihinde eklendi ve 481 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız