



Bir Godot’tur gider. Kendisi beklenir ama bir türlü gelmez.
Umuttur belki bizleri diri tutan.
Belki de umuttur bizleri giderek fakirleştiren?
Bir umuda gereğinden çok çok fazla bel bağlayınca yıkılıyor dünyamız…
Hayatımız 3/2 umut etmekle geçiyor.
Dualarımız, dileklerimiz hep onun üzerine.
Kafamızda şekillendiriyoruz, her gün yeni bir şeyler ekleyip üzerine büyütüyoruz.
O umutla mutlu oluyor hayatımızı ona göre düzenlemeye başlıyoruz.
Sanki her şey onda gizli, o olunca her şey birden değişecek, sihirli bir değnek dokunacak hayatımıza.
Olma ihtimalini düşündükçe içimiz içimize sığmıyor, sanki farklı bir âlemde yaşıyoruz.
En büyük hatamız ise bazen imkânsız olduğunu bile bile umutlanıyoruz.
Olmayacağını bile bile kaptırıyoruz kendimizi.
Özellikle çaba sarf ediyorsak imkânsız olduğunu bildiğimiz şey daha bir büyüyor gözümüzde.
Adeta bir perde iniyor gözlerimize umutsuzluğa dair ne varsa kapatıyor, olmama ihtimali kayboluyor olma umudu beliriyor.
Ve yine olmayacağını bile bile planlar yapmaya başlıyoruz umudumuza dair.
Doğmamış çocuğa don biçiyoruz adeta.
Gözlerimizi kapatıp hayal ettiğimiz o an bir bulut gibi hissediyoruz kendimizi gerçek ağırlığımızı unutup görünüşümüze aldanıyoruz işte.
Kendi kendimizi kandırıyoruz aslında.
İmkânsızları allayıp pullayıp koyuyoruz önümüze, ona göre hayatımızı idame etmeye çalışıyoruz işte.
Zaman zaman ayağımıza gelen fırsatları bile geri çeviriyoruz 'Benim hala umudum var' diyerek. Olması mümkün şeyleri elimizin tersiyle itiyoruz bir imkânsız uğrana.
İşte düşünmekten bile korktuğumuz an geliyor. Maalesef her umut mutlu sonla bitmiyor.
Elimizden geleni yaptığımıza inanıyoruz ama geç kaldığımızın farkına bile varamıyoruz.
Uğruna ödünler verdiğimiz umudumuz bir anda yok oluyor. Bir umuda gereğinden çok çok fazla bel bağlayınca yıkılıyor dünyamız, tüm kapılar yüzümüze kapanıyor adeta.
Korkunç bir el uzanıyor hayatımıza, uyandırıyor umut dünyamızdan bizi.
Her şey bambaşka oluyor birden, güzele dair gördüğümüz ne varsa şekil değiştiriyor.
Avuçlarımızda umudun kırıntısı bile kalmıyor.
Bir boşluktayız sanki hangi yöne gideceğimizi bilmeden dönüp duruyoruz aynı noktada.
Bizi o boşluktan çekip çıkaracak bir el arıyoruz onu da bulamayınca rasgele sağa sola koşuyoruz ama o da kar etmiyor, karşımızda hep bir engel, çoğu zaman engeli aşmak için çabalamamıza bile fırsat vermiyorlar.
Engelin arkasında her şeyin istediğimiz gibi olduğunu görüyoruz, görüyoruz da bir türlü o engeli ezip geçemiyoruz, kıramıyoruz zincirlerimizi.
Boyun eğiyoruz mecburen 'Bir başka sefere' diyerek yeni bir umuda kıvılcım çakıyoruz ama bunun resmen bir züğürt tesellisi olduğunu en iyi kendimiz biliyoruz.
Yine umutsuz ve mutsuz bir son yaşıyoruz.
Umutsuz yaşanmıyor, yaşanmıyor da bu sonları gördükçe insan umutlanmaya bile korkuyor.
(02/03/2009)
6 Şubat 2012 Pazartesi
Henüz yorum yazılmamış... Bu köşe yazısına ilk yorumu siz yapın