Son Dakika

EğİTİMİN ISLAHI (1)

Muammer Turhan
muammer66@gmail.com
Maarif, Eğitim, Islah, reform, YeniliklerÂ… Yıllardır tekrar edilen kavramlar. Bu en canlı kesim, en dinamik sistem elbette adından en çok bahsedilen sistem olmalıdır. Hayat durmuyor, adeta bir sel gibi akıyor. Hayatın ve dünyanın bu akışına eğer maarifimiz ve Eğitim sistemimiz uyarlanamaz ise ölü bir sistem gibi yaşamaz. On sekizinci yüzyıldan itibaren Batı yani Avrupa devamlı kendini yeniledi. Yenilikler üstüne yenilik yaparak gelişen ve değişen çağları ve dünyayı daha çok değiştirdi. İnsan ve eğitimi de aynı oranda önem kazandı. Hayat ve dünya da aynı şekilde gelişti, yenilendi. Bilhassa maddi ve fiziki planda insan kendine bahşedilen aklı en yeni ve verimli şekilde kullandı. Yaptı, üretti, insanlık için kullandı. Peki, biz ne yaptık? Avrupa ve diğerleri insanüstü çalışırken biz her ne kadar çok çok övünsek de yıllarca yatmış gibi geri kaldık. Artık bu geriliğimizi tekrar tekrar anlatmak, eskiye dönmek gına veriyor, sıkıyor, üzüyor. Çünkü mesafe çok açılmış, onlarla bizim aramızda uzay kadar boşluk oluştu ki onlar uzay ve bilişim çağını yakaladı, yükseldi. Biz ise onları ancak uzaktan veya yakından takiple yorulduk adeta. Onlar ileriye koşarken onları seyreden biz yani İslam ve Doğu dünyası yorulduk, bocaladık, maddi planda geriledik. Kabul etsek de etmesek de gerçek maalesef böyledir. Övünmek, üzülmek, yerde sürünmek işi çözmüyor. Bakmak, seyretmek bizi kurtarmıyor. Hatta alkış tutmak gerekiyor gibi. Çalışanlar, üretenler, gelişenler sadece alkışlanır. Takdir edilir. Kıskanmak yetmez. Onların arkasından yakalamak için son sürat hızla koşmak zorundayız. Adamları bir yerde yakalamak mümkün değil! Durmuyor, koşuyor, çalışıyor üretiyorlar. Alıyor, satıyorlar. Sömürüyor, kazanıyorlar. Yapıyor, önce kendi refahları için kullanıyorlar. Boşa söylenmemiş, darb ı– mesel olmuş: Onlar aya biz ise yayaÂ… Boş konuşmak, yazmak, anlatmak, dövünmek yerine hiç olmazsa dünya neyi, nasıl yapıyorsa biz de öyle yapalım bari dedik ve Tanzimat öncesinden bu yana Batılı olduk. Avrupalı olduk olamadık ve onları taklit ederek buralara geldik. Onlar yapıcı biz taklitçi olduk. Olsun. Olsun da olmadı, bir türlü uzaylı, çağdaş, yenilikçi, üretim planında üretici, yapıcı, satıcı olamadık. İnovasyon, yeni teknoloji, bilimsel, bilişimÂ… Konularına hala kendimize mahsus marka değerler, mallar, mikro ve makro düzeyde buluşlar yapamadık. Her devirde ayağa kalkma hamlesi yapıyoruz, ama adamlar biraz daha koşuyor ve ilerliyor. Yollar sonsuza gider. Manevi halde gerileyen dünya maddi şekilde insanlığın adına devamlı yenileniyor. Reformun ötesinde buluyor, yapıyor, üretiyor. Dünyayı sırf bu şekliyle kendine bağlıyor. Sanki özgürlükleri kendi kontrolleri altında bu amaçla kullanıyor. Akıl, maddeci mantık tıpkı ilk çağlar gibi bizden kat be kat önde yarışı sürdürüyor. Biz hala övünerek ve dövünerek iz peşindeyiz. Medeniyetler Batı adına ne kadar övünse kendileri için yeridir. Bilhassa kapitalist ve modernist, maddeci ve seküler aklın acaba yapacağı kaldı mı derken hep yeni hamlelerle kıyamete doğru yol alıyor dünya. İlk filozoflar batıdan çıkmış. Eflatun'un Hz. İsa ile aynı çağda yaşadığı fakat ona iman etmediği kayıtlıdır. Biz şu anda İlk Yunan ve Roma medeniyetinden bahsetmesek de hukukta Roma hukuku gibi gülünç bir sistemi hatır için, klasik olmak için, medeni gözükmek için okutuyoruz. Faydası, olmasın, Batılıyız ya. Batılılar gibi Ãœniversiteler kurduk. Politikadan başka bildiğimiz yok. Politika yapan, halkı oyalayan bir ekol olmuş akademi. Bilim, teknoloji, üretim, dünya ile yarışmak gibi dertleri yok. Sallabaşını al maaşını gibi garantili klasik unvanlar, makamlar, köşkler, okullarÂ… Arada sırada ABD, Batı veya uzak Doğuya alma-çalma için giderler. Oralarda vakit doldururlar ve dönerler. Bir iki tercime falan işi kurtarır. Kimse bilmez ama bir müddet sonra intihal çözülür, taklit anlaşılır. Başlar bir kavga. O senindi bu benimdi gibi. İlim, ahlak, onur dışı tartışmalar. İlim yine unutuldu, gitti. Japon yeni ilim ve teknolojileri ülkesine taşıyamayınca harakiri yapar ve onurunu kurtarır. Bizde günlük tartışmalar, popülist ilim ve film yapmalar, üst perdeden ahkam kesmeler sürer gider.Ne ilimi, ne yeni buluşu, ne üretimi?Kafalar karışık bir hayal ve akademi dünyamız ileriye el arabası hızı ile yol alır.Alırsa? Maariften önce alt yapı olan ilmi buluşlar, yeni teknoloji ve bilişim çağının imkânlarını üreterek biz de varız demek lazım. İlim ilim olmalıdır. Bize has ne varsa artık ince ve kalın haliyle markalarımız neyse kıyametten önce yarışa sürmeliyiz ki maarifimizde faydalansın. Işık bizden çıkmalı, el feneri değil, cep telefonu, iğne değil, otomobil, saban değil arabalar, ok yay değil en modern silah üretimimiz gecikmeden yapılmalıdır. Markamız topta, tüfekte, gemide, uçakta, tankta füzede, cepte uzayda, bilişimde biz de varız demeliyiz. Şükür bunu anlayan, çözen, uygulama için yaptırımlar getiren, şuurlu nesillerin yönetimlerini görür gibiyiz. Büyük hamleler yapmak artık işten bile değil. Satranç çok pahalı oynanıyor. Kıtalar arası füze denemeleri, Nükleer silahlar, atom bombasını kat be kat gerilerde bırakmış.

Bu yazı 08 Nisan 2016 Cuma tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 792 kez okundu.
Yazı Boyutu