Son Dakika

İŞTE BİZ BÖYLEYİZ!( 1)

Muammer Turhan
muammer66@gmail.com
Hacı beylerin Seyyidin torunuyuzÂ… Adımız değişmiş, Salguma iken Gürpınar olmuşuz. Gerçi kültür değişimi gereği çok yerin adı değişmiş ya bizim de öyle. Dedeler mezarından kalksalar vatanlarını tanıyamazlar. Dünya bu, hem kurulur hem yıkılır. Hem boşalır hem de yeniden yapılır. Bu belki de ibretlik vaka. Fanilerin özelliği doğar, ölürüz.Yıkılır, değişir, bir taraf harabeye döner, başka taraf şenlenir.Nitekim Kitabımız Kur'an-ı Kerimde eski kavimlere dikkat çekilir ki sonra gelenler ders alsınlar.Torunları da eski ataları gibi şaşıp yanılıp yanlış yapmasınlar.Batıla sapmasınlar.Vahşiler gibi birbirlerini yok etmesinler.Yaşadıklar yurtları kendilerine haram etmesinler, imar ettikleri diyarları viraneye çevirmesinler.Boşa aldanıp da bu fanide ebedi kalacakmış gibi saltanata düşmesinler.Zulüm yapmasınlar.Nice ocaklar sönmüş, nice yiğitler gelip göçmüş, ibretlik nazarla bakıp kavga etmesinler.Hepsi Adem'in torunlarıdır.Aynı ana babanın çocukları. Habil ve Kabil gibi ölümcül mücadele yapmasınlar. Kardeş olduklarını unutmasınlar. Dünya yalancı, dünya fani, dünyaya güvenilmez. Önceki insanlara yar olmadığı gibi, kalmadığı gibi size de kalmayacaktır. Öyleyse nedir paylaşamadığınız? Paylaşın, anlaşın, hangi dilden, dinden, ırktan olursanız olunuz aynı yere döneceksiniz. Netice ayrı bir dünyaya taşınacak, er geç bu yaşadıklarınızın hesabını vereceksiniz. Ey Allah'ın kulları rahat durun, kardeşsiniz. Birbirinize hayatı çekilmez kılmayınÂ… Bak, nice Salgumalar Gürpınar olmuş. Nerde ilk kurucuları? Nice âdemoğulları isim değiştirerek kervana katılmış. Bu yol sonsuza gider. Kervanlar değişik isimler altında yola koyulur gider. Hacı beyler unutulmuş, nesilleri gelmiş, onlar da gitmiş. İnsanlığını, kulluğunu unutmayanlar yaşamışlar gönüllerde. Gönüllere taht kuranlar çok az kalmış. Hepsi de kara toprak olmuş. Sinlerinde mezar taşları bile yok. Bilmem kaç milyar yıllar geçmiş, kaç milyarlarca insan soyu, canlı gelip geçmiş. Yanı başındaki harabelere bir baksana diyor Ana Kitap. Neden alıcı gözle bakmazsın. Hala kardeş kardeşi öldürür, yurtları sahipsiz bırakırsınız? Çocukları yetim, hatunları dul bırakırsınız? Derdiniz ne? Bu toprakların asıl sahibi siz misiniz ki böyle hunharlık yaparsını? Dağdaki vahşileri mi örnek alırsınız? Yapmayın desek de faydasız, kıyım devam ediyor. Eline son model silah alanlar, Allah'ın kullarını kırıp geçiriyor. Derdiniz ne? Yoksa siz ey modern çağların insanları, yeni Firavunlar mı oldunuz? Yoksa Tanrılık mı iddia ediyorsunuz? Bir zamanlar kendini Tanrı yerine koyup göklere doğru kuleler yükselten, Vezirine İnsanların Tanrısına kadar yükselmeyi gaye edinen, Binlerce cana kıyarak çalıştıran, köleler öldüren, hayvan kadar olsun değer vermeyen Piramitler inşa eden sahte Tanrılar mısınız?hani onlardan ne kalmış ki sizler de ayını cehaletle savaşırsınız?Piramitler yetmedi, göklere yükselen Gökdelenler yaparsınız?Putunuzu kendiniz yapar, kendiniz taparsınız!Ey zalimler kılıç kalkan oyunu oynamıyorsunuz.Dünyayı bir anda yok edecek silahların Firavunları, bu dünya size de kalmaz, kalmayacak*Boşa aldanmayın, kendinizi ölümsüz sanmayın!Siz de öleceksiniz.O kadar! Salguma, Nize, Gesi,Bürüngüz,Darsiyak ve diğerleri. Sıra sıra haneler, arkasından yıkılmış viraneler. Hem eski hem yeni yurtlarÂ… Eskiyen kimlikler, eskiyen hanelerle canlanan yeni hayatlar. Hey gidi hey! Biz ne idik, ne olduk? Rahmetliler nerde kaldı, biz nerelerdeyiz? Onların oynadığı oyunu şimdi bizler farklı farklı usullerle yeniden oynuyoruz. Oyun bitmiyor ki? Bizden sonra da devam edecek bir süreç var. Kim bilir yarınlar daha ne kadar sürer? Dün tarlalar var idi. Bu gün şehirler dolmuş. Fabrikalar kurulmuş. İnsanlar karınca gibi dolmuş o eski yurtlara. Ha babam de babam ölmeyecekmiş gibi hırslar devam ediyor. Bırakın yerleri gökleri bile kirleten hırs! Dün fabrika yerinde Hacı beylerin Su Değirmenleri var idi. Su değirmeni ekmek kapısı, bereket yuvası, zenginlik şiarı idi. Su değirmenin mi var, sen hatırlı, sen zengin, sen hayır hasenat sahibisin demekti. Kapında onlarca insan bekleşirdi. Onlarca kağnı, araba, hayvanla bekleyen garip gureba, sıra bekler ki sıra gelsin de un öğütsün de evine ekmeklik götürsün. İş ciddi, iş zor. Günlerce değirmen kapısında nöbet tutanlar vardı. Başka çareleri de yoktu garibanın. O eski insanlar ne çile çekmişler, ne zor bir hayat yaşamışlar. Mezarlar dile gelse, eskilerin torunları dinlese. Dinleseler de adam gibi adam olsalar. Şu hayatın kıymetini bilmeyen nankörler akıllansalar ya! Değirmenler bereket yeri, değirmen Çöreği, değirmen sofrası, aman da ne kadar kutlu, hayırlıdır. Uğrayan, gelip giden yolcular, iş yapanlar oradan nasiplenir. Unutulmaz bir tat verir çörekler. Şimdi fırınlarda o tat yok, o zevk yok, o nefaset yok. Dedemlerin değirmene un öğütmek için gelenler hazırlıklı gelir, kaz, hindi, tavuk, hâsılı evde ne varsa düğün ve mevlit yemeği gibi değirmene taşınırdı. Çünkü orası haftalık, belki daha fazla kalacak vatan olurdu. Hacı beylerin İsmail anlatıyor, anlatıyor, susmak bilmiyor. Tarih gibi, destan gibi, hikâye gibi maceralı yılları anlatıyor. Şimdi anlayanlar beri gelsin. Devirler değişmiş, dünya başka olmuş, hayat kolay yaşanır olmuş. Ne bilsin eskiler? Dünyanın böyle değişeceğini bilselerdi acaba ölürler mi idi? veya haydi kalkın ey ahali, dünyayı yeniden yaşayın diye bir komut verilse olmaz ya olsa millet birbirini ezerek dünyaya koşarlar mı dersiniz? Biz de Sünnetullah'a aykırı laf eder olduk. Affeyle Allah'ım ne olur? Haddimizi aştık, ibret olsun derkenÂ… Eski insan inançlı, çilekeş, çalışkan, ama zora dayanıklı idi. Sabırlı idiler o dedeler. Açlığa, susuzluğa, yokluğa alışkan adamlar. Bizim değirmenimiz vardı. Ya olmayanlar ne yapardı? Yeniden o yılları yaşayamayız. RAHMETLİ Dedem sadaka vermeyi, hayır yapmayı, fakirlere ikramı çok severdi. Aman ha kapıya gelenleri boş çevirmeyin. Mutlaka sadaka verin, kızıp dilenciyi üzmeyin. Her geleni Hızır bilin. Çünkü gelenler bir alır dokuz bırakırlar. Soframızda bereket kalırmış. Hakikat böyledir. Şimdiki insanlar hemen aç kalacağız diye şeytan bize şüphe, vesvese veriyor. Dedeler böyle de ya Ebeler yani Büyük anneler? Onlar daha cömerttiler. Biz onlardan samimi ikram, cömertlik gördük. Erkeklerinin misafirlerini en içten dualarla yolcu ederlerdi. Kapımıza gelip de yemek yemeden giden misafirimiz olmazdı. Mevlit ve düğün yemeği gibi sofralarımız açıktı. Allah o Büyüklere rahmet etsin, nur içinde yatsınlar. Bize böyle cömertlik bıraktılar.

Bu yazı 30 Mart 2016 Çarşamba tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 786 kez okundu.
Yazı Boyutu