Son Dakika

POLİS TEŞKİLATIMIZIN 169.YILI

Nuh ÅžAHİN
merhabayozgat@hotmail.com
1845 tarihi, Türk emniyet teşkilatı açısından önemli bir noktadır. Çünkü bu tarihe kadar zabıta olarak nitelenen bu teşkilat; 10 Nisan 1845 tarihinden itibaren polis adı altında hayata geçmiş ve Emniyet Teşkilatının kuruluş günü olarak kabul edilmiştir. Polis terimi, kökeni Yunanca ve Latince olan bir kelimedir. Politika kelimelerinden türemiştir. Polis kelimesi ıstılah olarak bulunduğu yerde kamu düzeni ve güveni koruyan , yasaların adil ve eşit bir şekilde uygulanmasını sağlayan teşkilat, kolluk, zabıta şehirde güvenliği sağlamakla yükümlü kişiler anlamındadır. Polis Teşkilatı'nın kuruluşundan bugüne kadar, kamu düzeninin ve güvenliğin sağlanması, hak ve özgürlüklerin eşit olarak uygulanması, insan haklarının korunması ve hukukun üstünlüğünün sağlanması için büyük bir özveri ile çalışmakta ve görevlerini kendilerine tanınan yetkiler çerçevesinde başarıyla yerine getirdiği kanısındayım. Bu fedakar teşkilatımızın 169. yılını kutluyor şehit polislerimizi rahmetle, gazilerimizi şükranla anıyor, görevleri başında bulunan polislerimize sağlık, mutluluk ve başarılar diliyorum. Onlar için yazdığım şu şiirimi de okuyucularımla paylaşıyorum. *** AHDE VEFA Kıymetli okuyucularım, toplum olarak çok önemli değerlerimizi her geçen gün yitiriyoruz. Eskiden insanlar bir şey aldı mı mutlaka geri fazlasıyla teslim ederlerdi, kendileri vefat etse bile evlatları, hanımı bu emaneti, borcu yerine iade ederdi. Aksatanlar hiç yok denecek kadar azdı. Ama günümüzde bu tam tersine döndü. Vefalılar, emaneti yerine iade edenler azaldı. Eskiden bir sözle alınıp verilen emanetler şimdi çekle, senetle bile alınamaz oldur. Günümüzde çek ve senet madurları gittikçe artıyor. Emaneti alanlar, borçlu oldukları kişiye rastlamamak için sokak hatta şehir değiştiriyorlar. Emaneti alanın çocukları, karısı sahip çıkmayı bırak borcu alan bile sahip çıkmıyor. Bu nedenlerden dolayı da kimse kimseye emanet, borç vermemeye gayret ediyor. Bu vahim durum karşısında dinimizin vefaya verdiği önemi ele almayı gerekli görüyorum. Allah’ü Teâlâ insanı toplum içinde yaşamak zorunda olan bir varlık olarak yaratmıştır. Bir arada yaşamanın gereği olarak insanlar ihtiyaç duyduklarında birbirleriyle anlaşmalar, sözleşmeler yaparlar. Cenab-ı Hak biz Müslümanlardan yaptığımız anlaşmaların, sözleşmelerin gereğini yerine getirmemizi istemekte; insanın verdiği sözden dolayı sorguya çekileceğini hatırlamaktadır. Ahde vefa, sözünde durma, verdiği sözü yerine getirme İslâm ahlâkının en önemli prensiplerinden biridir. İster Allah’a, ister kullara karşı verilmiş olsun her meşru ahit ve söz, atılan her imza insanı borçlu ve sorumlu yapar. Ahdini bozmak ise zulüm ve haksızlıktır. Sosyal hayatın sağlıklı sürdürülebilmesi ve toplumda itimadın kökleşmesi açısından ahde vefa, hayatî öneme sahiptir. Bunun en güzel örneklerini Sevgili Peygamberimizin hayatında görmekteyiz. Ebû Cehil, Ebû Leheb gibi can düşmanları bile onun vefasından, dürüstlüğünden asla şüphe etmezlerdi. Müslüman olan ve olmayan birçok kimsenin kıymetli eşyası emanet olarak ona verilirdi. Bu yüzden kendisine “Muhammedü’l-Emin”, demişlerdir. Sözünde durmamak, insanları aldatmaktır. Oysa Peygamberimiz (S.A.V): “Aldatan bizden değildir.” buyurmuştur. Ahdini bozmak, sözünden dönmek dinen haram olduğu gibi sosyal hayat bakımından da zararlıdır. Çünkü vefasızlık her şeyden önce toplumda güveni yok eder. Bu ise ticari ve sosyal faaliyetleri, beşerî münasebetleri temelinden sarsar. Sözünde durmayan kimse, aynı zamanda şahsî itibar ve saygınlığını da kaybeder. Kur’an-ı Kerim verilen sözü bizzat Allah adına verilmiş kabul eder. Yüce Allah bakınız ne buyuruyor: “Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle (küçük menfaatlere) satanlar yok mu! işte onların âhirette bir payı yoktur. (Eller boş kalacaktır). Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için acı bir azap vardır.” Allah Teâlâ, sözüne sadık olmayanların kıyamet günü hasmının bizzat kendisi olacağını haber veriyor. Kıyamette bir kul için bundan daha büyük bir felâket düşünülebilir mi? Resûlullah Efendimizin çok önemli olan bir uyarısı da şöyledir: Buyuruyorlar ki: “Münafığın alâmeti üçtür: Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edilince hıyanet eder.” Yüce Rabbim bizleri vefalı kullarından eylesin, vefasızlığa uğratmasın. Not: Bu yazımda, Kadir KORKMAZ’ın yazısından yararlanılmıştır.

Bu yazı 12 Nisan 2014 Cumartesi tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1692 kez okundu.
Yazı Boyutu