Trakya'da "gündöndü", Anadolu'da "ayçiçeği", "çekirdek", "çiğdem" olarak da bilinir. 
Bir rivayete göre bu bitki ismini, Şems (güneş) amber (çiçek)'den almış. Günümüze kadar geçirdiği telaffuz değişikliği nedeniyle de Şems-i amber (güneş çiçeği), bildiğimiz şemşamer haline gelmiş. İngilizce'deki adı da bizdeki gibi "sunflower" (güneş çiçeği)'dır. 
Bu bitkiyi öne çıkaran en önemli özellik, ışığı takip etmesidir. Gün boyunca güneşi, gece de ay ışığını takip eder.
AK Parti'nin seçimler için son vuruşu olarak nitelenen reklam filmi, 17 Mart akşamı yayınlandı. Reklamın daha ileri ki bir tarihte yayınlanması bekleniyordu ama 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi'nin 99'uncu yıl dönümü ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü dolayısıyla vizyona erken girdi.
Reklam tamamen milliyetçilik üzerinden gidiyor. Ana temaya bayrak yerleştirilmiş, Sayın Başbakan'ın yorumundan İstiklal Marşı da kulaklara hitap ediyor.
Bu reklamı öncekilerden ayıran bir kaç detay var.
Şimdiye kadar AK Parti reklam filmlerine bırakın konu olmayı, (miting görüntüleri hariç) bir karesinde dahi yer almayan Türk Bayrağı, Sayın Başbakan'ın düne kadar yanlış okuduğu İstiklal Marşı, bugün en vurucu reklam olarak lanse edilen reklamın ana temalarını oluşturuyor.
Önceki reklamlarda sık sık yer alan Sayın Başbakan'dan, sesi dışında bu reklamda eser yok.
Bu detaylar göz önüne alındığında ortaya iki olasılık çıkıyor.
Şöyle ki;
İlk olasılık, Sayın Başbakan kendisini geliştirmiş, bu defa İstiklal Marşı'nı doğru okumuş. Dombıra şarkısında ismi 16 defa geçtiği için "Bu sefer biraz daha geri plana çekileyim, artık sesimle idare etsinler" demiş olabilir.
İkinci olasılık biraz daha paronayak; 
"Ya bu da montaj çıkarsa?" düşüncesi insan istemese de aklına geliveriyor hemen. Çünkü reklamda Sayın Başbakanın görüntüsü yok! Reklamın sonuna iliştirilmiş bir resmi var sadece. Gözümle görmediğim bir şeyi kulağıma soksan da inanmam ben kardeşim.
İşgüzarın birisi Sayın Başbakan'ın telefonunu dinleyip, farklı zamanlarda söylediği sözleri kaydedip, şiir formatında montajlayıp, videonun üstüne oturttuysa? Sonrasında AK Parti Genel Merkezi'ne gönderip, "Aha da yeni reklamınız" dediyse?
Böyle paronayak düşünceleri aklımızdan atalım ve zamanda biraz geriye gidelim.
- Kürt sorunu diye uydurma bir sorun, ardından da uydurma bir çözüm süreci başlatıldı. Kimileri daha da ileri giderek bu süreci barış süreci olarak nitelendirdi. Hem de barış sürecinin yaşanabilmesi için önce bir savaş sürecinin olması gerektiği gerçeğini göz ardı ederek. 
- Bu süreç içerisinde, AK Parti ve BDP'ye yakın isimlerden, Sayın Başbakan ve AK Parti misyonerlerinden, gidecekleri bölgenin nabzına şerbet verecek kişilerden oluşturulan Akil Adamlar grupları, bölge bölge Türkiye'yi dolaşmaya başladı.Ãœstelik bu gruplara giren isimleri kimin neye göre seçtiği, seçenlerin de seçilenler kadar akil olup olmadığı belirsiz bir haldeyken.
- Ardından Amerikan filmlerinin vazgeçilmez repliklerinden biri olan "Hükümet teröristlerle anlaşma yapmaz" söylemleri eşliğinde, Habur'da davullu zurnalı karşılama törenine, Öcalan ile hükümetin, İmralı'da yaşadığı aşka şahit olduk.
- Andımız okullardan kaldırıldı.
- Türklükle ve Türk'le sorunu olanları rahatsız eden, Cumhuriyet devrimini başarıp tüm dünyanın saygısını kazanmış bir milleti tanımlayan söz olan "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözü resmen yasaklandı.
- AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mine Lök, Diyarbakır'daki Ne Mutlu Türküm Diyene tabelasını kaldırttı. "'Ne Mutlu Türküm Diyene' yazısının bulunduğu tabelanın kaldırılması Diyarbakır için önemlidir" dedi.
- Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü, geçtiğimiz yıl inciler döktürdü; “Ne mutlu Türküm diyene”, “Damarlarındaki asil kan” bir ihtiyaç üzerine söylenmiştir. “Yurtta sulh cihanda sulh”un bir gerekçesi vardı. Bunu 100 yıl sürdürmenin bir anlamı yok" dedi.
- Ardından devlet kurumlarındaki tabelalar elden geçirildi, TC ibareleri kaldırıldı.
- Sayın Başbakan bazı söylemlerinde "Bir kaç Mehmet şehit oldu diye meclis toplanmaz", "Sayın Öcalan aldığı kellelerin hesabını veriyor", "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir" cümlelerini sarf etti.
- AK Parti hükümeti, bu topraklar üzerinde yüzyıllardır kardeşçe yaşayan halkı böldü, ötekileştirdi, ayrımcılığı tetikledi, biz-siz haline getirdi. Doğu ve Güney Doğu'nun tamamı yerinden yönetim ister hale geldi.
- Kırmızı çizgilerimizin rengi giderek solmakta.
- 17 Aralık ve ardından yaşanan gelişmeler.
Hepsini yazayım desem sayfalar almaz. 
Daha dün bunlara vesile olan AK Parti, "Denize düşen yılana sarılır" sözünden hareketle, bugün milli ve manevi değerlere sıkı sıkı sarılmaya başladı.
Bu reklam filmi ile AK Parti'nin bugün ne kadar büyük çıkmazda olduğu bir kez daha gözler önüne seriliyor.
Daha düne kadar, İslam, Allah (C.C ) - Peygamber (SAV) diyerek oy isteyen AK Parti, Cemaat ile yaşadığı "şiddetli geçimsizlik" nedeniyle geçerliğini yitiren bu taktiği değiştirdi. Seçmenin kalbini, milliyetçi damarından girerek çalma çabasına düştü.
Yeni taktiğin ilk ürünü, bundan önceki yazımda da değindiğim Dombıra oldu. Dombıra ile kaşınan milliyetçi duyguların bu reklam ile daha da kabartılacağı düşünüldü.
Bırakın BDP vekillerini, biliyorum diyen AK Parti'li vekillerin bile hatasız okuyamadığı, 12 yıllık iktidarı boyunca Sayın Başbakan'ın toplam 12 defa bile ağzına almadığı İstiklal Marşı, bugün Sayın Başbakan'ın ağzından reklam filminde yer alıyor. Reklam malzemesi yapılıyor.
Yani Sayın Başbakan "şemşamer" misali, ışığı nerden görürse o yana dönüyor.
Ve dün öğleden sonra YSK, reklamın kanunlara uygun olmadığı gerekçesiyle yayından kaldırılması için RTÃœK ve BTK'ya yazdığı yazıda "Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Kanunu'nun 58. maddesinde Türk bayrağının propaganda için kullanımı yasaktır" dedi.
Yazıyı gerektiren kanun maddesi ise gayet açık ve net: "Propaganda için kullanılan el ilanları ve diğer her türlü matbualar üzerinde, Türk bayrağı ve dini ibareler bulundurulması yasaktır".
Dün aynı saatlerde Tekirdağ mitingi sonunda konunun iletildiği Sayın Başbakan, şu düşündürücü açıklamayı yaptı, "Biz de onu yasaklarız. Yasağa yasak getiririz. Değişik formüller bulunur."
Yani, bir adım atmadan önce sonuçlarını düşünen, kılı kırk yaran Sayın Başbakan'ın, bu reklamın kanunlara uygun olmadığından, kanundaki küçücük bir açıktan geçilebileceğinden veya daha değişik formüller bulunabileceğinden haberi vardı.
      Yani Sayın Başbakan için hiç bir şey imkansız değil. Mevcut bir kanunu, çıkarılacak yeni kanunla, bulunacak değişik formüllerle aşmanın bir yolu bulunabiliyor.
Yani "şemşamer" gibi, ışık nereden gelirse o yana dönmek hiç de zor değil.
İnşallah 30 Mart için de böyle bir formülleri yoktur.
Her şey bir yana bence bu reklam filmi, AK Partili vekiller için büyük bir fırsat. Reklam sayesinde İstiklal Marşı'nın tamamını olmasa da bir kısmını öğrenebilirler.
"/> ŞEMŞAMER | Merhaba Yozgat Gazetesi

Son Dakika

ŞEMŞAMER

Yusuf BAÄžCI
yusufbagci@hotmail.com.tr
Trakya'da "gündöndü", Anadolu'da "ayçiçeği", "çekirdek", "çiğdem" olarak da bilinir. 
Bir rivayete göre bu bitki ismini, Şems (güneş) amber (çiçek)'den almış. Günümüze kadar geçirdiği telaffuz değişikliği nedeniyle de Şems-i amber (güneş çiçeği), bildiğimiz şemşamer haline gelmiş. İngilizce'deki adı da bizdeki gibi "sunflower" (güneş çiçeği)'dır. 
Bu bitkiyi öne çıkaran en önemli özellik, ışığı takip etmesidir. Gün boyunca güneşi, gece de ay ışığını takip eder.
AK Parti'nin seçimler için son vuruşu olarak nitelenen reklam filmi, 17 Mart akşamı yayınlandı. Reklamın daha ileri ki bir tarihte yayınlanması bekleniyordu ama 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi'nin 99'uncu yıl dönümü ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü dolayısıyla vizyona erken girdi.
Reklam tamamen milliyetçilik üzerinden gidiyor. Ana temaya bayrak yerleştirilmiş, Sayın Başbakan'ın yorumundan İstiklal Marşı da kulaklara hitap ediyor.
Bu reklamı öncekilerden ayıran bir kaç detay var.
Şimdiye kadar AK Parti reklam filmlerine bırakın konu olmayı, (miting görüntüleri hariç) bir karesinde dahi yer almayan Türk Bayrağı, Sayın Başbakan'ın düne kadar yanlış okuduğu İstiklal Marşı, bugün en vurucu reklam olarak lanse edilen reklamın ana temalarını oluşturuyor.
Önceki reklamlarda sık sık yer alan Sayın Başbakan'dan, sesi dışında bu reklamda eser yok.
Bu detaylar göz önüne alındığında ortaya iki olasılık çıkıyor.
Şöyle ki;
İlk olasılık, Sayın Başbakan kendisini geliştirmiş, bu defa İstiklal Marşı'nı doğru okumuş. Dombıra şarkısında ismi 16 defa geçtiği için "Bu sefer biraz daha geri plana çekileyim, artık sesimle idare etsinler" demiş olabilir.
İkinci olasılık biraz daha paronayak; 
"Ya bu da montaj çıkarsa?" düşüncesi insan istemese de aklına geliveriyor hemen. Çünkü reklamda Sayın Başbakanın görüntüsü yok! Reklamın sonuna iliştirilmiş bir resmi var sadece. Gözümle görmediğim bir şeyi kulağıma soksan da inanmam ben kardeşim.
İşgüzarın birisi Sayın Başbakan'ın telefonunu dinleyip, farklı zamanlarda söylediği sözleri kaydedip, şiir formatında montajlayıp, videonun üstüne oturttuysa? Sonrasında AK Parti Genel Merkezi'ne gönderip, "Aha da yeni reklamınız" dediyse?
Böyle paronayak düşünceleri aklımızdan atalım ve zamanda biraz geriye gidelim.
- Kürt sorunu diye uydurma bir sorun, ardından da uydurma bir çözüm süreci başlatıldı. Kimileri daha da ileri giderek bu süreci barış süreci olarak nitelendirdi. Hem de barış sürecinin yaşanabilmesi için önce bir savaş sürecinin olması gerektiği gerçeğini göz ardı ederek. 
- Bu süreç içerisinde, AK Parti ve BDP'ye yakın isimlerden, Sayın Başbakan ve AK Parti misyonerlerinden, gidecekleri bölgenin nabzına şerbet verecek kişilerden oluşturulan Akil Adamlar grupları, bölge bölge Türkiye'yi dolaşmaya başladı.Ãœstelik bu gruplara giren isimleri kimin neye göre seçtiği, seçenlerin de seçilenler kadar akil olup olmadığı belirsiz bir haldeyken.
- Ardından Amerikan filmlerinin vazgeçilmez repliklerinden biri olan "Hükümet teröristlerle anlaşma yapmaz" söylemleri eşliğinde, Habur'da davullu zurnalı karşılama törenine, Öcalan ile hükümetin, İmralı'da yaşadığı aşka şahit olduk.
- Andımız okullardan kaldırıldı.
- Türklükle ve Türk'le sorunu olanları rahatsız eden, Cumhuriyet devrimini başarıp tüm dünyanın saygısını kazanmış bir milleti tanımlayan söz olan "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözü resmen yasaklandı.
- AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mine Lök, Diyarbakır'daki Ne Mutlu Türküm Diyene tabelasını kaldırttı. "'Ne Mutlu Türküm Diyene' yazısının bulunduğu tabelanın kaldırılması Diyarbakır için önemlidir" dedi.
- Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü, geçtiğimiz yıl inciler döktürdü; “Ne mutlu Türküm diyene”, “Damarlarındaki asil kan” bir ihtiyaç üzerine söylenmiştir. “Yurtta sulh cihanda sulh”un bir gerekçesi vardı. Bunu 100 yıl sürdürmenin bir anlamı yok" dedi.
- Ardından devlet kurumlarındaki tabelalar elden geçirildi, TC ibareleri kaldırıldı.
- Sayın Başbakan bazı söylemlerinde "Bir kaç Mehmet şehit oldu diye meclis toplanmaz", "Sayın Öcalan aldığı kellelerin hesabını veriyor", "Askerlik yan gelip yatma yeri değildir" cümlelerini sarf etti.
- AK Parti hükümeti, bu topraklar üzerinde yüzyıllardır kardeşçe yaşayan halkı böldü, ötekileştirdi, ayrımcılığı tetikledi, biz-siz haline getirdi. Doğu ve Güney Doğu'nun tamamı yerinden yönetim ister hale geldi.
- Kırmızı çizgilerimizin rengi giderek solmakta.
- 17 Aralık ve ardından yaşanan gelişmeler.
Hepsini yazayım desem sayfalar almaz. 
Daha dün bunlara vesile olan AK Parti, "Denize düşen yılana sarılır" sözünden hareketle, bugün milli ve manevi değerlere sıkı sıkı sarılmaya başladı.
Bu reklam filmi ile AK Parti'nin bugün ne kadar büyük çıkmazda olduğu bir kez daha gözler önüne seriliyor.
Daha düne kadar, İslam, Allah (C.C ) - Peygamber (SAV) diyerek oy isteyen AK Parti, Cemaat ile yaşadığı "şiddetli geçimsizlik" nedeniyle geçerliğini yitiren bu taktiği değiştirdi. Seçmenin kalbini, milliyetçi damarından girerek çalma çabasına düştü.
Yeni taktiğin ilk ürünü, bundan önceki yazımda da değindiğim Dombıra oldu. Dombıra ile kaşınan milliyetçi duyguların bu reklam ile daha da kabartılacağı düşünüldü.
Bırakın BDP vekillerini, biliyorum diyen AK Parti'li vekillerin bile hatasız okuyamadığı, 12 yıllık iktidarı boyunca Sayın Başbakan'ın toplam 12 defa bile ağzına almadığı İstiklal Marşı, bugün Sayın Başbakan'ın ağzından reklam filminde yer alıyor. Reklam malzemesi yapılıyor.
Yani Sayın Başbakan "şemşamer" misali, ışığı nerden görürse o yana dönüyor.
Ve dün öğleden sonra YSK, reklamın kanunlara uygun olmadığı gerekçesiyle yayından kaldırılması için RTÃœK ve BTK'ya yazdığı yazıda "Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Kanunu'nun 58. maddesinde Türk bayrağının propaganda için kullanımı yasaktır" dedi.
Yazıyı gerektiren kanun maddesi ise gayet açık ve net: "Propaganda için kullanılan el ilanları ve diğer her türlü matbualar üzerinde, Türk bayrağı ve dini ibareler bulundurulması yasaktır".
Dün aynı saatlerde Tekirdağ mitingi sonunda konunun iletildiği Sayın Başbakan, şu düşündürücü açıklamayı yaptı, "Biz de onu yasaklarız. Yasağa yasak getiririz. Değişik formüller bulunur."
Yani, bir adım atmadan önce sonuçlarını düşünen, kılı kırk yaran Sayın Başbakan'ın, bu reklamın kanunlara uygun olmadığından, kanundaki küçücük bir açıktan geçilebileceğinden veya daha değişik formüller bulunabileceğinden haberi vardı.
      Yani Sayın Başbakan için hiç bir şey imkansız değil. Mevcut bir kanunu, çıkarılacak yeni kanunla, bulunacak değişik formüllerle aşmanın bir yolu bulunabiliyor.
Yani "şemşamer" gibi, ışık nereden gelirse o yana dönmek hiç de zor değil.
İnşallah 30 Mart için de böyle bir formülleri yoktur.
Her şey bir yana bence bu reklam filmi, AK Partili vekiller için büyük bir fırsat. Reklam sayesinde İstiklal Marşı'nın tamamını olmasa da bir kısmını öğrenebilirler.

Bu yazı 20 Mart 2014 Perşembe tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 2071 kez okundu.
Yazı Boyutu