Son Dakika

Çift soyadlı gelinler

Mevlüt Özcan
merhabayozgat@hotmail.com
Zamanın birinde mü’min köylü vatandaşlarımızdan biri tarlasına hasat için çift sürmeye gitmiş. Hava da üşütecek kadar soğuk imiş. Akşama kadar bir çift öküzleriyle çiftini sürüp akşam saadethanesine dönmüş. O zamanlar evin ısısı ve ışığı ocağı konup yakılan kütük ile olurmuş. Evde hanımefendi ocağa kütüğü yerleştirmiş, ateş ile tutuşturmuş. Akşam çorbasını kaynatmış. Beyinin gelince alacağı abdestin sıcacık suyunu da hazırlamış. Eşini dışarıda karşılayan hanımefendi öküzleri alıp dama bağlamış. Otunu, samanını ve yemlerini verip koşarak evine girmiş. Bu arada, hazırlanmış su ile abdestini alan beyefendi bir taraftan abdest suyunu duvardaki peşkirle silerken, bir taraftan da ocaktaki kütüğün ateşiyle ısınıyormuş. Hanımına, “Yemekten önce namazlarımızı kılalım, hele şu seccademi de seriver hanım” deyince, hanımı sormuş: – Bey senin seccadeni mi, benim seccademi mi sereyim? diye sormuş. Beyefendi önce duraklamış, sonra da; – Hanım senin seccadeni ser, diye karşılık vermiş. Hanımefendi koşarak gelinlik sandığını açmış. Gelin olurken hazırladığı seccadeyi aldığı gibi koşarak beyinin bulunduğu odaya varıp elindeki seccadeyi sermiş. Buyur bey, seccaden hazır diyerek eşini namaza davet etmiş. Beyefendi seccadenin ayakucuna durmuş. Önce düşünür gibi yapıp, seccadeyi kaptığı gibi ocaktaki yanan kütüğün üzerine atmış. Seccade yanarken hanımına dönerek: – Hanım senin seccaden yandı. Şimdi BİZİM seccadeyi getir ser, onda namazımı kılayım demiş. Hanımefendi şaşkınlıkla koşarak her zaman namaz kıldıkları seccadeyi getirip sermiş. Namazlar kılınmış. Sofraya oturunca seccade konusuyla ilgili sohbet başlamış. Hanımefendi: – Bey, sen haklısın. Ben gelinlik seccade ile namaz kıldırmakla hem seni mutlu edeyim, hem de kendimi o günlere götürerek mutlu olalım istemiştim diyerek tatlı başlayan sohbeti tatlılıkla bitirmiş. Şimdi bu vakayı anlatmakla ne demek istediğime geçeyim: Günümüzde bazı kızlar evlenirken, resmi muameleyi yaparken, kızlık soyadlarını değiştirmiyor, evlendikleri erkeğin soyadını en sona iğreti bir kuyruk gibi ekleyiveriyorlar. Ben bunu çok tehlikeli buluyorum. Evlilik et-kemik gibi iç içe olmaktır. Kızın kendi soyadından feragatle erkeğinin potasında erimesi eylemidir. Seccade meselesinde olduğu gibi benlikten sıyrılıp BİZ olmaktır. Bunu beceremeyenler bu birliktelikte çok zor “bir” olabilirler. Aynı zamanda bu ahlâki bir gerekliliktir. Konuya daha sonra da devam edeceğiz. Muhterem Müslümanlar! Aile, toplumun temel birimidir. Aile kurumu, evlilikle kurulur. Ahlâkın bozulması, zinâ eylemleri, nesep karışıklığının önlenmesi, kadınların korunması ve geçimi, neslin devamı... Evlilik müessesesiyle sağlanır. Kur’ân-ı Kerim’de Allah-u Teâlâ bekârlara hitâben: “Kadınlardan size helâl olanlarla evlenin...” (Nisa Suresi, Âyet: 3) buyurmuştur. Bütün Müslümanlara hitaben de: “Sizden bekâr olanları evlendirin...” (Nur Suresi, Âyet: 32) buyurulmuştur. Dinimizde evlenmek için belirli bir yaş tesbit edilmemiştir. Çünkü dinimiz evrenseldir. Bölgelerin sıcaklığına-soğukluğuna göre ergenlik yaşı düşük veya yüksek olabilir. Bundan dolayı islâm hukuku evlilik için yaş haddi koymamıştır. Ölçü ergenlik çağıdır. Evlilik, sağlık ve ihtiyarlık sigortasıdır. Hasta olunca, ihtiyarlayınca bakıma muhtaç oluruz. Böyle zamanlarda insanın eşi en yakın arkadaşı olur. Eşlere bundan dolayı hayat arkadaşı denir. Bakara Suresi, 187’nci ayet’te eşlerin birbirlerine örtü denmesinin hikmeti de budur. Muhterem Müslümanlar! İnsanın huzur bulabileceği en önemli kurum aile yuvasıdır. Aile ocağının alternatifi yoktur. Evlenmek sünnettir. Peygamberimiz Efendimiz (sav) buyurur ki: “Nikah benim sünnetimdir. Sünnetimle amel etmeyen benden değildir.” (İbni Mâce. Sünen, H.No:1846) Ailenin temeli nikahtır. Allah (c.c.), insanı aile yuvası kurma özelliği içinde yaratmıştır. Bekâret insana mahsus bir durumdur. Hiçbir hayvanda bekâret yoktur. Bu da, sağlam bir yuva kurmanın şartlarından biridir. Bugün nikaha ve bekârete karşı çıkanlar insana has iki değerli özelliğe karşı koymakla hem aile kurumuna hem de aileye karşı gelmiş oluyorlar. Böylece hayvanca bir tarza tâlip oluyorlar. Muhterem Müslümanlar! Gençlerin evlenmelerinde birçok engeller çıkarılıyor. Müslümanlar üzerlerine düşeni yapmıyorlar. Herkes çevre putunun tasallutu altında. Evlenmede çok eşya isteniyor. Aynı fikirde olan gençler birbirini bulamıyorlar. “Okulunu bitir, askerliğini yap, işini kur sonra da evlen” toplum yargısı askerlik hâriç tamamen yanlıştır. Askerlik, özellikle eşini koruyacak ailesi olmayan kişiler için bir engel kabul edilebilir. Diğerleri mazeret kabul edilemez. Ekonomik yetersizlikler bir bahanedir. Yüzünde şeytani bakışların izi olmayan erkeklerle, gözünde şehevani bakışların izi olmayan kadınların evliliğinden stressiz, huzurlu ve nurlu yavrular dünyaya gelir. Nikahsız yaşamın yaygınlaştığı toplumlarda sosyal yapı dejenere oluyor. Maddi-mânevi yıkıntıların önü alınamıyor. Fuhuş, sosyal dokuyu bozuyor. Bedeni ve ruhi hastalıklar yayılıyor. Muhterem Müslümanlar! Evli olmadığını Ukkaf bin Beşir Peygamberimize söylediğinde Efendimiz Ona: “– O halde sen şeytanın avanesindensin. Hıristiyanlar arasında olsaydın onların keşişlerinden olurdun. Bizim yolumuz evlenmektir. Sana yazıklar olsun ey Ukkâf! Evlen! Yoksa sen, Müslümanlıkla Hıristiyanlık arasında kararsızlardansın demektir.” (Ahmed bin Hanbel, C/5, Sf: 163) diyerek sert tepki göstermiştir. Evlilik böylesine önemli bir kurumdur.

Bu yazı 15 Aralık 2013 Pazar tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 2095 kez okundu.
Yazı Boyutu