Son Dakika

Bütün ilimler Kuran’da mevcuttur

Mevlüt Özcan
merhabayozgat@hotmail.com
Hocanın biri cami kürsüsünden vaaz ederken: “Cemaat! Her şey Kur’an-ı Kerim’de vardır. Onda olmadık hiçbir şey yoktur” deyince cemaatten biri elini kaldırıp: “Hocam! Şu kolumdaki saat bozuldu. Bunun nasıl düzeleceğine dair Kur’an-ı Kerim’de bir şey var mı acaba?” deyince hocaefendi önündeki Kur’an-ı Kerim’i eline alıp şöyle bir bakar gibi yaptıktan sonra demiş ki: Evladım! Kur’an-ı Kerim’de bunun da yeri var. Sen saatini tamir için nalbanta (atları nallayana) değil de saat tamircisine götüreceksin. Çünkü Allah (C.C.) buyuruyor ki: “Emanetleri ehline verin” saatin bozulunca onun tamir ehli saatçidir. Cevaplar bu kabilden de olsa Kur’an-ı Kerim’de her şeyin yeri vardır: Bütün ilmi hakikatler; Fenni incelikler; Kevni (varlıkla alâkalı) hâl ve veziyetler… Kur’an-ı Kerim’de mevcuttur. Hüseyin Avni, İ’câz-ı Kur’ân, sahife: 28’de İbn-i Abbas radıyallah-u anhümânın şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Bütün ilimler, Kur’an-ı Kerim’de mevcuttur. Lâkin insanların anlayışları onu idrakten acizdir.” Yine aynı eserde bildiriliyor. Hz. Ali (R.A.): “Eğer istersem Kur’an’ın anası olan Fatiha Suresi’nden yetmiş deve yükü olacak kadar tefsir ve esrar (sırlar) çıkarırım. Çünkü bir ayetin yetmiş bin te’vili vardır” beyanında bulunmuştur. El-Itkân adlı eserinde Sûyûti (C/4, Sf: 32) şöyle bir bilgi veriyor: “Ebu Bekir bin el-Arabi (rahimehumullâh) Kanunu’t-Te’vil isimli eserinde, Kur’an-ı Kerim ilimlerinin, Kur’an’ın kelime adedine eşit olduğunu ifâde etmektedir. Bu rakam ise, 77 bin 450’ye baliğ olmaktadır.” İbn-i Abbas’ın (radiyallâh-u anhümâ) şu beyanı çok enterasandır. Demiştir ki: “Eğer benim devemin ipi kaybolsa, onu Allah’ın kitabından bulurum.” Meselâ İbn-i Abbas (radıyallah-u anhümânın) Kur’an’ın 63’üncü Suresi’ndeki: “Allah eceli geldiği zaman, hiçbir nefsi geri bırakmaz” (Münafikun Sûresi, âyet: 11) âyetine ve onun da kıyamet gününü haber veren “Teğâbün Sûresi”nin takip ettiğine bakarak Peygamber (S.A.V.) Efendimizin mübarek ömürlerinin 63 sene olduğunu çıkarmışlardır. (Suyuti, el-Itkân: 4/26) Teğâbün Suresi bu ismi, 9’uncu ayette geçen “aldanma” kelimesinden almıştır. Bu ayetin meali şöyledir: “Sizleri o toplanma günü için derleyip toplayacağı gün ki, o gün teğâbün (kimin aldanıp kimin aldanmadığı kâr ve zararın belli olacağı) gündür.” Peygamber (S.A.V.) Efendimiz kendisi ile Rabbimiz arasında gizli kalması istenen pek çok esrarı (sırları) ve gayb ilimlerini mübârek şahıslarına inhisar ettirmişlerdir. Hulefâ-i Râşidîn, İbn-i Abbas, İbn-i Mesûd, Ebu Hureyre radıyallâhu anhüm hazerâtı, murşid-i kâmiller Kur’an’ın sırlarını anlamaya vâris olmuşlardır. Ebu Hureyre (R.A.): “Ben Allah’ın Resulünden iki kap ilim muhafaza ettim. Bunlardan birisini neşrettim. Diğerine gelince; eğer onu neşretseydim, şu boynum kesilirdi” demiştir. (Hüseyin Avni. İ’cazu’l-Kur’an: 28) İnsanoğlunun yaşantısı üç devreden geçerek dördüncüsünde ebediyyen olmak üzere devam eder. 1- Ana rahminde geçen hayat. 2- Dünyada devam eden hayat. 3- Kabir aleminde geçen hayat. 4- Âhirette ebediyyen sona ermeyecek hayat. İnsanlar ve cinler için imtihan sahnesi olan hayat dünya hayatıdır. Dünya, kabir ve âhiret hayatının kazanılacağı ve kaybedileceği sahne dünya hayatıdır. İnsan bu üç alemi bu dünyada kazanır veya kaybeder. Yâni dünya, kazanmak veya kaybetmek arenasıdır. Allah (c.c), dünyayı da sonrasını da dünyada kazanmamızı emrediyor. Kazanmanın yolunu da Kur’ân ve Sünnet ile belirtmiştir. Kuralları konulmuş bir oyun ve oyalanma sahnesidir dünya. Gelip geçicidir; öyle ki, nasıl geçtiği anlaşılmayacak kadar hızlı geçer. Kur’ân ve Sünnette çok sıklıkla hatırlatılır ki, Dünya fâni ahiret ise bâkidir. Bu husus ile ilgili âyetlerden biri Hadid Suresinin 20. âyetidir. Rabbimiz Teâlâ mealen buyurur ki:“Kesinlikle bilmelisiniz ki, dünya hayatı oyun, eğlence, süs, övünç vesileniz, mal ve evlât sahibi olmak için yarış arenanız olmaktan ibârettir. Bunlar yok olmaya mahkum, boş sevdalarınızdır. Sakın ola ki, bunlara aldanmayınız...” Şu âyetler de mealini verdiğim ayetin devamı gibidir. Rabbimiz Teâlâ yine meâlen buyurur ki: Yarış ederek sahip olmak için ömürlerinizi tükettiğiniz menkuller, gayr-i menkuller ve evlad-u iyaliniz; bunlar netice itibâriyle dünya hayatınızın süsüdür/ oyalayıcılarıdır. Size dünya ve âhirette faydası dokunacak olan sâlih amellerinizdir. Allah katında bu amellerinizin mükâfatını alacaksınız. Sevap ve ümidin hayırlısı salih amellerinizdir. Allah katında sevap sayılan amellerle hayatınızı câzibeleştiriniz... (Kehf suresi, âyet: 46) Allah’ın sana ihsanda bulunduklarından âhiret yurdunu ara... Dünyadan da nasibini unutma... Allah’ın sana ikram ve ihsanda bulunduğu gibi sen de sana verilen nimetlerle başkalarına iyilikler yap, ikramlarda bulun... Yeryüzünde bozgunculuk çıkarma, bozguncuların tarafında da olma... Çünkü Allah bozguncuları asla sevmez... (Allah’ın sevmedikleri de iflâh olmaz...) (Kasas suresi, âyet: 77) Baktığında kâfirleri refah/bolluk içinde imişler gibi görürsün. Onların refah içinde olmaları ve diyar diyar dolaşmalarına aldanmayasın. Onların ellerindeki imkânları gelip geçicidir/kısa bir süre yararlanabilirler. Sonra onların barınağı cehennemdir. Ne kötü bir yataktır cehennem. (Âl-i İmran suresi, ayet: 196-197) Muhterem Müslümanlar! Allah-u Teâlâ Müslümanlara dünyayı terk edin, ihmal edin, bırakın orası kâfirlerin “cennet”i olsun demiyor. Dünyayı mâmur etmek de Müslümanın vazifesidir. Asıl olan dünya hayatına aldanmamak ahireti unutmamak, ebedi hayat için dünyayı da ahireti de kazanmaktır.

Bu yazı 08 Aralık 2013 Pazar tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 2222 kez okundu.
Yazı Boyutu