Son Dakika

Doğum gününün tarihçesi

Mevlüt Özcan
merhabayozgat@hotmail.com
Toplumda insanların bir türlü vaz geçemedikleri: • Doğum günleri, • Evlilik yıldönümleri vesaire gibi günleri kutlama gayretleri daha çok kadınların ve çocukların baskılarının sonucudur. Erkekler de kadın ve çocuklarının gönüllerini hoş etme adına bu baskılara boyun eğerler. Böylesi arzulara uymamaya erkeklerin gücü de yetmez. Huzursuzluk çıkmasın diye katılır görünürler. Bu da akıllı erkeklerin ve Allah’a tavır ve davranışlarının hesabını vereceklerine inananların bir çıkmazıdır. Bu çıkmaz şüphesiz ki becerisizlikle ancak izah edilebilir. İhdas edilen malum gün ve gecelerin tarihi seyrini şöyle bir irdeleyelim:Önce Mısırlılar, arkalarından da Bâbilliler hükümdarlarının erkek çocuklarının doğdukları günleri kutladılar. Zamanla bu toplumun zenginlerine sirayet etti. Bu âdet önce Mısır Firavununa aittir. Firavun’un doğum gününde ihdas edilen şamataya firavun tebası katılır, tutuklulara af çıkarılır, esirler serbest bırakılırdı. Doğum günü kutlama âdeti Mısır’dan Yunanlılara geçti. Yunanlılar mevcut âdetlere bir de pasta kesme âdeti ekledi. Pasta kesmeye mum yakma âdeti de bu devirde ilâve edildi. Dikkat çeken husus bu devrede sadece erkeklerin doğum günü kutlanırdı. Sezar’ın doğum günü tam bir festivale dönüştürülmüştür. Ancak Hristiyanlığın doğuşu ile birlikte bu uygulamalar yok olmuştur. İlk Hristiyanlar bu dünyanın zalim ve acımasız yer olduğuna inanıyorlardı. Bundan dolayı doğum günün değil, ölüm gününü kutlamayı ihdas ettiler. Hıristiyanların kutladıkları yortu (kutlama) günleri onların azizlerinin ölüm günleridir. Zira onlar ölümün gerçek hayata doğmak olduğu şeklinde yorumluyorlardı. Hristiyanlıkta kilise doğum gününü kutlama âdetinin putperestlerden gelen bir uygulama olduğunu iddia ederek, bir firavun gibi doğum gününü kutlamak günahtır diyordu. Daha sonra kilisenin doğum gününe bakış tarzı değişti. Hz. İsa aleyhisselâmın doğum günü tarihi üzerinde 25 Aralık olarak birleştiler. Bu günün yortu olarak kutlanmasına başladılar. Doğum gününü kutlama meselesi kadınlar ve çocuklar da dahil tüm aile bireylerini kapsayacak şekilde uygulanmaya başlaması On ikinci yüzyılda başladı. Avrupa’da günümüzdeki anlamı ile doğum günü kutlamaları On ikinci yüzyıldan sonra başlBu doğum günü faciası kâfir Müslüman her kesim tarafından vez geçilmez bir tutku olarak devam etmektedir. Ancak bu uygulama Müslümanlar için câiz değildir. Devlet-i Aliyye-i Osmaniye hükümdarlarından Sultan Murad Hân bir gün çok telâşlı görünür. Bu hâli sezen Vezir-i Azam Siyavuş Paşa, Sultan Murda Hân’a sorar: - Hayrola Efendim canınızı sıkan bir şey mi var? Bu soruya verilen cevap ve müteakiben devam eden konuşma şöyle cereyan eder: - Akşam garip bir rüya gördüm. - Hayırdır, inşaallah... - Hayır mı şer mi öğreneceğiz. - Nasıl yani? - Hazırlan, dışarı çıkıyoruz. İkisi molla kıyafeti giyerek dışarıya (yola) çıkarlar. Hızlı adımlarla Bayezıd’a varırlar. Vefa’ya yönelip Zeyrek’ten Unkapanı’na inerler. Yerde yatan bir cesetle karşılaşırlar. Cesedin etrafına toplanmış ahaliye sorarlar: - Kimdir bu? Ahali: - Aman hocam hiç bulaşmayın. Bu adam ayyaşın tekidir. - Nereden biliyorsunuz? - Kırk yıldır komşumuzdur. İçlerinden birinin cevabı da şöyledir: - Bu adam iyi bir sanatkârdı. Azaplar Çarşısı’nda çalışırdı. Nalının (takunyanın, ayakabının) hasını yapardı. Kazandıklarını da içkiye, fuhşa harcardı. Mahalleli cesedi orada bırakıp herkes işine ve evine döner. Padişah ve vezir cesedin başında kalakalır. Vezir de oradan geçip gitmek ister. Ancak, padişah buna razı olmaz. Vezire der ki: - Millet bu, çekip gider. Kimseye bir şey diyemem. Lâkin biz gidemeyiz. Ne olursa olsun bu bizim bir tebamız (vatandaşımız)’dır. Defnini yapmamız gerekir. - Sultanım, saraydan bir kaç hoca gönderelim. Böylece vebalden de kurtulmuş oluruz. - Olmaz, rüyadaki hikmeti daha çözemedik. - Peki ne yapmamı buyurursunuz? - Mollalığa devam. Cesedi defn etmeliyiz. - Sultanım nasıl kaldırırız? Bunun yıkanması var, kefenlemesi var, tezkiyesi var. - Merak etme ben hepsini beceririm. - Gaslini ve defnini nerede yapacağız? - Fatih Camii’nde. Dedikleri gibi Fatih Camii’ne gelirler. Padişah cenazeyi bizzat (molla kılığında) yıkar, kefenler. Musalla taşına yatırırlar. Namaz vaktine daha bir hayli zaman vardır. Vezir, Sultan’a fısıldar: - Sultanım eksik yaptığımız bir şey var galiba. - Nedir eksik olan? - Bu cenazenin hanımı, yetimleri var olamaz mı? - Doğru, elbette var olabilir. Şimdi sen cenazenin başında bekle. Ben mahalleyi şöyle bir kolaçan edeyim de geleyim. Padişah garip mâceranın başladığı yere koşar gider. Sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı takırdattığında, kapıyı yaşlı bir kadın açar. Padişah hadiseyi bu kadına anlatır. Anlatılanları metanetle dinleyen bu hanım, ölümü bekler bir tavır ile söze başlar: - Evlâdım, hakkını helâl et. Belli ki çok yorulmuşsun, der. Kadın olduğu yere yığılır gibi oturur. - Biliyor musun evlâdım; bizim efendi bir âlimdi. Akşama kadar nalın yapardı. Birinin elinde şarap şişesi gördüğünde parasını verir alır eve getirip onu helâya dökerdi. - Niye dökerdi? - Ãœmmet-i Muhammed içmesin diye evlâdım. - Hayret! - Dahası var evlâdım. Malum kadınların ücretlerini öder, eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım. Şimdi burada oturmanız gerekir. Oturup dinlenin, derdi. Kendisi de çekip giderdi. Ben o kadınlara menkıbeler anlatır, mızraklı ilmihal, Hüccetü’l-İslâm gibi kitapları okurdum. - Bak sen! Millet bunu ne sanıyor, bu neler yapıyor? - O hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında namaz kılmalıyım ki, imam tekbir alınca Kâbe’yi görmeli derdi. Kimseye yüküm olmasın diye mezarını bahçeye kendisi kazdı. Kendisine: - İş mezar ile bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkar, kim kaldırır?- Peki o ne dedi? - Önce uzun uzun güldü, sonra:- Hatun, Allah büyüktür... Devrin padişahının işi ne? O yıkar ve kaldırır.

Bu yazı 01 Aralık 2013 Pazar tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 2258 kez okundu.
Yazı Boyutu