Son Dakika

KOCA RAMAZAN AYINDAN YANSIYANLAR.

Ömer Serdar Kaplan
Çok güzel bir Ramazan ayını geride bıraktık. Sadece ama sadece Yaradan Rabbimizin rızasına nail olmak için oruç tuttuk. İbadetlerimizde daha titiz olduk. Kavgaya tartışmaya kalp kırmaya daha uzak durduk bu gayreti gösterdik hep birlikte. Ramazan süresince ciddi bir durumu daha keşfettik bence, Nefsimizi Rabbimizin rızasına uygun frenleme, dizginleme ve terbiye etme irademiz ve gücümüz var. Emredici/saptırıcı/ayartıcı nefislerimizi irademizi sağlıklı kullanarak biraz gayretle dizginleyebiliyor, frenleyebiliyor, hatta kınayıcı(Levvame) olan nefsimizi MÃœTMAİN (tatmin olmuş-kabul etmiş-boyun eğmiş) nefis haline dönüştürebiliyoruz. Rabbimizin rızasını uygun davranışları çoğalttıkça; Fecr suresinde dediği gibi biz Rabbimizden, Rabbimiz bizden razı olacaktır. Elbette. Oruç bizi tuttu diyebilir miyiz? Şöyle bir dönüp bakalım. Eğer Ramazan ayını bir KERİM İNSAN olma çabasıyla geçirmişsek, kardeşlik şuurumuzu tahkim etmişsek, kinden, düşmanlık gütmekten, insan hakkına tecavüz etmekten, gıybetten, hasetten arınma vesilesi kılmışsak kılabilmişsek Oruç tutmuştur bizi. Aslolan Ramazan ve orucun kazanımlarını hayatımızın diğer zamanlarına yayabilmek ve Rabbimizin istediği kullar olabilmektir. Ramazan titizliğini diğer zamanlarımıza yayabilirsek işte o zaman ne mutlu bize! Ramazandan sonra hemen gelen bayramı bir coşku, görevini yapmış sorumluluğunun gereğini ifa etmiş, emek vermiş insanların coşkusuyla karşılamak hakkımızdır elbette. Geçirdiğimiz Ramazan ayını ve Bayramı şöyle bir düşünme ve muhasebe yapa vesilesi kılabildik mi? Kılamadıysak veya yeterince kılamadıysak şu bayram coşkusu arasında bir değerlendirelim. Ãœlkemizin bir asra yakındır boğuştuğu iki temel problemini çözme arifesindeyiz; Dindarların sorunları-Kürt sorunu. Her iki sorunun çözümünde de ciddi mesafeler alındığını ve sevindirici gelişmeler olduğunu tespit etmek gerekir. Daha alınacak ciddi mesafeler ve yürünecek epeyce yolumuz vardır şüphesiz. Bu yolun dikenli, engebeli zorlu bir yol olduğunu görmek ve buna göre yürümek gerekir. Bu yolda ciddi sıkıntılarla karşılaşmak, sabotajlara muhatap olmak, provokasyonları görmek ve yaşamak da mümkündür. Geçmiş bunun ciddi örnekleriyle doludur. Nitekim Gezi olayları bu zorlu yolun ilk ciddi virajıydı. Çünkü, bu Ãœlkeyi 90 yıldır yöneten, dizayn eden, çekip çeviren güçler ilk defa kendileriyle EŞİT oluğunu söyleyen birileriyle muhatap olmaya başladılar. Bu Ãœlkenizi beyaz Türkleri, karşılarına çıkan ve EŞİT olduğunu söyleyen ve bunu reel hayata geçirmek isteyen DİNDARLARLA muhatap oldular. Bu da yetmedi. Eşitiz diyen dindarlar, Kürtlerin de elinden tutarak bu kardeşlerim de eşittir demeye kalkıştı. (Çözüm sürecini böyle de okumak mümkündür.) Bir asırdır süren egemenliklerine ortak çıkan eşitlik iddiasında bulunan ve gerektiğinde temiz Anadolu insanının manipüle etmek için kullandığı iki temel silahını(İrtica-Bölücülük) elinden alan bu dindarlar da çok olmaya başlamışlardı. Gezi olayları işte bu eşitlik talebinde bulunan Dindarlara, dindarların şahsında Hükümete karşı bir kalkışmadır, bir isyandır ve Hükümeti devirme girişimidir. Başbakanın kararlı duruşu, Anadolu insanının sağduyusuyla Hükümete sahip çıkması şimdilik bu kalkışmayı bu isyanı boşa çıkartmış görünmektedir. Ama durmayacaklarıdır. Yeniden deneyeceklerdir. Mahmut Esat Bozkurt' derdi ki “Bu Ãœlkede Türk olmayanların tek bir görevi vardır o da Türk'e hizmet etmek.” Şimdi hizmetçi olarak gördükleri dindarlar (Çünkü bu beyaz Türklerin zihniyet dünyasında dindarlar da Türk değildir.)ile Kürtler eşit olmak istiyor ve egemenliklerine ortak olmak istiyorlar. Hizmetçiler nasıl böyle bir talepte bulunabilir? Orduya darbe yaptırmıyorlarsa, sokakları alev topuna döndürerek, yakıp yıkarak, vandallaşarak, öldürerek-öldürülerek sokakları yönetilemez duruma getirip bu Hükümetten kurtulmak ve sonra da bütün kazanımları Faşist diktatörlükle veya sol faşizmle geri almak ve yeniden egemenlik alanını kendilerine ait kılmak isteyeceklerdir. Uyanık olmak gerekmektedir. Türkler, Milliyetçilikle/ulusalcılıkla bir ASRI KAYBETTİLER. Kürtler de Milliyetçilikle Kaybetmekle karşı karşıyadırlar. Milliyetçilik/ulusalcılık zaten basiretlerimizin bağlanması için zihin dünyamıza enjekte edilmiş bir virüstür ve etkin bir hastalıktır. Ramazanda irademizi sağlıklı kullanarak başardığımız kendimizi tutma, Oruca tutturma becerimizi kullanarak, irademizi sağlam tutarak; milliyetçi/ulusalcı dilden uzaklaşmak, birbirimizi sevmek, varolan hatalarımızı mümküne elbirliğiyle telafi etmek veya büyütmemek, yeniden kardeşlik şuuruyla donanmak yolunu tercih edebilirsek, işte o zaman oruç bizi tutmuş olur ve Gezicilerin kışkırtıcı/ayartıcı/saldırgan yaklaşım ve tutumlarını boşa çıkartmış da oluruz. Kurulan bu tuzakları boşa çıkartmak için kardeşliğimizi tahkim etmemiz gerekmektedir. Yüzlerce hile ve desisenin ağına düşmemek için birbirimizi sevmek ve destek olmak durumundayız. Birbirimizi anlamak/anlamlandırmak, birbirimizin acısını kederini hissetmek, kendimiz için HAK gördüğümüzü kardeşimiz için de samimi ve içten HAK görmek ve gerekirse onun için de mücadele etmekten kaçınmamak noktasında geldiğimiz an, (oruç bizi tuttuysa gelmiş olmalıyız, kalbimize yerleşen o rahmani duygular bize bu imkanı vermiş olmalı) kurulan tuzakları boşa çıkartabileceğiz. Bu duygularımla Ramazan Bayramınızı en içten duygularımla tebrik ederim.

Bu yazı 06 Ağustos 2013 Salı tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1318 kez okundu.
Yazı Boyutu