Son Dakika

BENİM KALEMİMDEN MUTLULUK - 2

Tuba KARAKOÇ
tbkrkc@hotmail.com
Paran ve gücün yetmez ona sahip olmaya! Son zamanlarda etrafımızda pek mutlu insan kalmadı. Herkesin şikayet edecek bir derdi, öfkelenecek bir meselesi var. Kiminle konuşsam hayatında bir eksiklik, bir keder… Kalbi kırık sevgililer, ilgi görmeyen eş, kazanılamayan okul, gidilemeyen tatil, çocukların sorunları, listeler uzun mu uzun… Hiç mi takdir edeceğin iyi bir yanı yok hayatının diye soracak olursanız, arada mutlu olabildikleri küçük zaman dilimlerini de anlatıyorlar. “Geçen gün eğlenmeye gittim, pasta yedim, elbise aldım, para kazandım, ev aldım, sevgili buldum…mutlu oldum! ” Velhasıl anladım, küçük anlarda mutlu olmak kolay da, mutlu kalabilmek öyle herkesin harcı değil. Ve ben bir adam tanıdım …Hastalıkların en ağırıyla lütuflandırılmış. Hayır yanlış kullanmadım kelimeyi. O’ndan geleni lütuf olarak görme hikmetine erişmiş bir kişi… Habis hastalığı ile mutlak sonu arasında fazla vakti yoktu. Fiziksel acıları gerçekten büyüktü, ama her şeye rağmen onun tek üzüntüsü etrafındaki kişilerin onun için üzülmesi oluyordu. Hep şükreden, azla yetinmeyi bilen, çokta gözü olmayan, edep erkan bilen bir yaşlı amcaydı işte. Fakir değildi, yanlış anlaşılmasın mal mülk, çevre her şeye sahipti. Sadece dünyanın zenginliği uzun süredir umurunda değildi .O, bu dünyaya ait olmayan daha büyük zenginliklerin peşindeydi ki, varlığın sadece yokluğun olduğu yerde tezahür edebildiğini biliyordu. Velhasıl mutluydu komşumuz Hacı Amca, 80 yaşındaydı pankreas kanserinden vefat ettiğinde… Sonra başka bir yaşlı teyze tanıdım, yapayalnız yaşarken, aldığı azıcık emekli maaşını biriktirebilen, onunla yardımlar yapan, kimseye muhtaç olmadan geçinebilen, her iki kelamından birinde yaratıcısına şükreden, azı bilen çokta gözü olmayan, edep erkan bilen bir teyzeydi işte… Ne medeniyet denilen tuzaklara düşmüş, ki hepimizden medeni, ne tüketim toplumunun dişlisi olmuş, ki hepimizden çalışkan…. Kendi varoluşuna, egosuna anlamlar yüklemeden teslimiyet içinde yaşamayı başarabilen bir Cumhuriyet kadını. Velhasıl hala mutlu Leyla nine ,arkadaşımın babaannesi, 80 yaşında ve dimdik ayakta biraz yorulmuş olsa da … Sonra ben çok insan tanıdım; güçlü, başarılı, zengin, güzel, yakışıklı, ama mutsuz ve sefil ruhları olan. Söylenenlere değil ardındakilere bakın. Görünüş nasıl da yalan söylüyor? Zenginlik kötü mü peki? Asla! Sadece ona ulaşmak için ödenen bedeller insanları tam tersine mutsuzluğa itiyor. Sebebi ise maddi ve manevi dünyanın ölçütlerinin aynı olmaması. Daha fazlaya “sahip olmak” ,daha fazla “olmak” anlamına gelmiyor. Eski öğretiler, felsefeler, tüm kutsal kitaplar daha “olmak” için önce fazlalıkları atmayı öğütler .Çünkü insan ancak yüklerinden arındığında hafifleyerek yükselebilir. Zaten mutluluk da bir obje değil ki daha fazla satın alalım, o bir hal…İstersen ona bürünürsün. Paran ve gücün yetmez ona sahip olmaya! Bu yazıya başladıktan bir gece sonra Mesnevi’yi okurken Mevlana’nın bir sözü ile irkildim. Aynı cümleyi kaç kere okudum, arasına kağıt sıkıştırıp gidip gelip baktım hatırlamıyorum bile. “Ey dostlar, eğer suretten geçer mana alemine girerseniz, orasının sizin için cennet, ve gülistan içinde gülistan olduğunu görürsünüz. Kendi suretini yıkıp kıracak olursan, her sureti kırmayı öğrenirsin” Yani mutluluk eşyalarda, maddiyatta değil, mana alemindedir diyor bize. Suretler geçici, mana ise kalıcıdır. O yüzden satın aldığımız madde ile mutlu kalamıyoruz, sadece oluyoruz, ve sonra bitiyor. Tesadüf bu ya geçenlerde bir arkadaşım bana “Bir araba aldım ve o gün çok mutlu oldum. Bir iki ay sonra dedim ki içimden keşke üst modelini alabilseydim, neden daha iyisi olmuyor diye moralim bozuldu…” dedi . Fazla söze lüzum var mı? Mutlu oluyoruz, ama uzun süre mutlu kalamıyoruz işte. SİZ de farkında mısınız?

Bu yazı 13 Mayıs 2013 Pazartesi tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1458 kez okundu.
Yazı Boyutu