Son Dakika

Bir ramazan ve bayram muhasebesi

Ömer Serdar Kaplan
Affın, mağfiretin en yoğun yaşanacağını Rabbimizin bildirdiği Ramazan ı şerif ayını geride bıraktık. Eğer oruç tuttuğumuz kadar oruç da bizi gıybetten, haksızlıktan, kinden, adaletsizlikten alıkoyduysa yani oruç da bizi tuttuysa İnşallah felaha erenlerden olmuşuzdur. Ramazan Bayramını idrak etmekle Orucun bizi alıkoyduğu hususlardan sakınmaya devam eder isek akıbetimizin hayrolmasını Rabbimizden niyaz eder ve inşallah hayırlı bir akıbetle de dünya hayatımızı sonlandırmış oluruz. Bu kısa girişle Geçmiş Ramazan Bayramınızı tebrik eder ve asıl konuya gelmek isterim. Ramazan Bayramının 2. Günün Gaziantep’te meydana gelen bombalı saldırı hepimizin içini yeniden kanattı. Yüreklerimiz burkuldu ve kimimizin milliyetçi duyguları belki de kabardı ve asalım keselim demeye başladık yeniden. Ancak bu olay vesilesiyle farklı bir noktaya dikkat çekmenin daha yararlı olduğuna inanmaktayım. Dikkat çekmek ve bu hususta kendimizi muhasebeye tabi kılmak ve yanlışlarımızı düzelterek kardeşler olarak sivil ve güçlü bir dayanışma ağı geliştirmek noktasına acilen gelmemiz gerektiğini düşünmekteyim. Eğer bu noktaya gelmez isek yarın hepimiz için çok geç olabileceğini hatırda tutmak gerektiğini de söylemek durumundayım. Kardeş olduğumuzu unuttuk. Kavmi-etnik-bölge kimliklerimizi kardeşliğimizin temeli olan dini kimliğimizin yerine ikame ettik. Güç iktidar savaşı adına her tür kutsalımızı hak ile yeksan ettik. “Sorulsa Müslümanız, sorulsa müminler kardeştir. Sorulsa adaleti-hakkı kaim kılmak isteriz. Sorulsa adaletten yanayızdır. Sorulsa ahirete iman ederiz ve hesap vereceğiz.” Cevaplarını veririz. Ama Kürt meselesini çözmeye kardeşçe çözmeye eli gitmez birilerinin ve kan dökülmeye devam eder; Şemdinli’de, Hakkari’de, Şırnak’ta, Foça’da, Gaziantep’te ve diğer yerlerde. Kandan beslenenlerin milli menfaatleri vardır güç ve iktidar hırslarını perdeleyen ve halkı yanıltan. Milliyetçilikler ve milliyetçilikler ile kurgulanan dar bakışlı at gözlüklü dünyalar ile halkların gençlerin, çocukların kanı dökülmeye devam edilir ve kılıf/örtü de çok... kahramanlık, milleti ve milli menfaatleri koruma, falan filan. Oysa dinimizin peygamberi Peygamberimiz: "kendin için istediğini (mümin) kardeşin için de istemedikçe iman etmiş sayılmazsınız." diye buyuruyor. Şöyle bir geri çekilelim ve uzaktan/tepeden bakmayı deneyelim. Kendimiz için istediklerimizi mümin kardeşlerimiz için de istiyor muyuz? Muhasebede bulunalım. Sonra olanlara ve yapılanlara bakalım. Kendimizi gözden geçirerek tövbe edelim ve Rabbimizden feraset, basiret ve bu halden kurtulmamıza çare niyaz edelim. Umulur ki Rabbim merhamet eder, yardım eder. Kendimizi değiştirme ve yeniden mümin kardeşler olarak sabahlama iradesini ve azmini kuşanmak gerek. Yoksa kenarına gelip durduğumuz ateş çukuru hepimizi yakmaya başlamıştır farkına varmasak da. Kendimizi değiştirme iradesini ortaya koyarsak Rabbim de bizleri değiştireceğini vadetmektedir. Muhasebe, kendimizle yüzleşme, hesaplaşma zamanıdır. Yüzleşmeyi beceremeyenler değişmeyi de beceremez ve adaleti de kaim kılamazlar. Yaptıkları, güç ve rant devşiricilerin değirmenine su taşımak, ekmeğine yağ sürmek olur. Türk olmak, Kürt olmak bizi ayrıcalıklı ve üstün kılmaz. Kürt olmanın Türk olmanın inkarı veya baskılanması Allah’ın ayetlerinden bir ayetin inkarı ve baskılanmasıdır. Bizi ayrıcalıklı kılmayan bir kimlik adına hak gözetmemek veya zulme kalkışmak kabul edilebilir değildir. Ayrıcalıklı kılmayan bir kimliğimiz adına kardeş olmamız gerekenlerin karşılıklı olarak kanının dökülmesine veya haklarının ketmedilmesine göz yummak da kabul edilebilir değildir. Birbirimizi kategorize etmeden, ötekileştirmeden anlama uğraş ve telaşı değişimimizi ve Allah’ın yardımını çabuklaştıracaktır. Düşmanlığı arttırmak ve azdırmak kolaydır ama kardeşliği, birbirini anlamayı, barışı sağlamayı gerçekleştirmek elbet kolay değildir. Duyguların harlandırıldığı bir ortamda sükûnete çağırmak ve harlandırılan/korlandırılan duygulara su serpebilmek kolay değildir. Kardeşler olmak da, kardeşlik hukukuna uygun davranmak da kolay değildir. Zoru başarmak her Müminin acil ve vazgeçilmez sorumluluğudur. Şu veya bu milliyetçiliğin öne çıkarılması ve o pencereden bakılması hem kardeşliği zedelemekte hem çözümü zorlaştırmakta hem de düşmanlığı derinleştirmektedir. Birileri de bu duruma sevinerek ellerini ovuşturmakta ve sevinçten taklalar atmaktadır. Birileri de bu durumdan güç ve rant devşirmektedir. Dökülen kanlar; birilerinin semirmesine neden olmakta ve müminlerin ağlamasına neden olmaya devam etmektedir. Akletmemiz ve farketmemiz için daha ne kadar kan akmalı? Birilerinin sevincini kursağında bırakmak için de kardeşliğimizi hatırlayarak geliştirmek ve kardeşliğin gereklerini ifa etmek gerekmez mi? Kardeşliğin gereğinin ifası; birbirimizi anlamamızı, kenetlenmemizi, kanın durmasını, çözümü, adaletin tesis edilmesini ve gelecek kuşaklarımızın güçlü olmasını sağlayacaktır kuşkusuz.

Bu yazı 23 Ağustos 2012 Perşembe tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1476 kez okundu.
Yazı Boyutu