Son Dakika

MOTTO (SLOGAN)

Kürşat Kılıç
merhabayozgat@hotmail.com
Evet, galiba ne olduysa papatyalara sırtımızı dönünce oldu. Papatyalar, menekşeler bir kere küstürüldü mü, yakın zamandan ve çevreden hayır beklemek anlamsızdı. Rönesans, aydınlanma, gelişme; kestirmeden gidersek çiçek ve böcek düşmanı bir süreçle mümkün olan bir şeydi bu.. Hümanizm 'her işin başı olup', 'yaratandan ötürü' esprisi çöp gibi ezilip geçildikten sonra başka ne olabilirdi ki. Önce papatyalar soldurulacak, örümcekler ezilecek.. Sonra Ahmet ve Ayşelere gelecek sıra.. Racon buydu demek ki: Ne kadar köfte, o kadar ekmek. Bu noktada hümanizmi inkıtaa uğratmak istiyorum. 'Yeşil sarıklı ulu hocalar' da kabahat! Demiştim size, baştan beri demiştim işte. Onlar, onlar anlatabilselerdi bize, papatyalarla örümcekleri, repolarla, çekleri bir hakkın öğrenebilseydik onlardan, G- 20 ayakkabılarımızın bağcıklarını öpebilirdi en fazla. G- 20, hatta G- 40 bir araya gelse, Bağdat'ın mahrem halılarına değil basmak yan bile bakamayacaklardı. Ah ulu hocalar ah! Keşke başınız omuzlarınızın üstünde kalaydı da anlataydınız bize. Keşke medreseleriniz, harfleriniz, kitaplarınız hak ile yeksan edilmeyeydi de papatyalar için nisanlar yine bayram olsaydı. Matahari de, Keriman Halis'te mecrasında aksaydı. Bir tek size kızıyorum, zira kızmaya değer adam yok etrafta. Dimağ ve gönüllerindeki mayada ne eksik kaldıysa, Müslüman gençliğin yaşadığı evrim patlaması hiç durmadı. Acayip kızlar ve erkekler doldurdu bulvarları ve meydanları. Yemek yapmaya hevesli kız yerine, kocasına ders vermeye şartlanmış kadınlarımız var şimdi. “DEKORATİF” HACILAR Mottosu 'hayat iman ve cihattır' olan delikanlılar bineğin, mülkün ve velhasıl konforun meftunu olup çıktılar. Kelli felli işadamları, hem başörtülülerin gadre uğramışlığına salya, sümük destek verdi, hem tezgâhın en merdiven altlarını reva görecek kadar zalim bir salaklıkla materyalistleşti. Sakallı, namazlı niyazlı para babaları, saçlara, sırf görünen saçlara üç dört yeşil daha fazla ödemekle kalmayıp, uzun yıllar en ziyade göğsünü kabartan başörtüsünü ortamdan her şart altında uzak tutma cehdine düştü. Seyyid Kutup, Necip Fazıl çıkmalarını defterlerinde, mücahit fotoğraflarını ceplerinde taşıyan nesil berhava olmuş durumda. Birden bire geldiler ve yine öylece kayboluverdiler. Artık biliyoruz ki çoğu 'beyazlamak' için harcıyor mesaisini. İçlerini ısıtan ve hayallerini süsleyen resimler de, isimlerde hep 'beyaz' şimdi. Bir zamanlar Filistin için ağlayan kız ve kızanlar ve onların çocukları, pop starların konserlerinde yırtıyor hançerelerini. İşgal altındaki ülkelere kimse 'Hindikuştur Dağları' gibi dokunaklı ve yürek kardeşliği aşılayan marşlar yazmıyor. Bilakis, “kon kon şon şon, benim aşkım şampiyon” eserleri ile musikişinas duayen paralel “ajdar” lar husule geliyor. Evleri, yuvaları tarumar eden zalimlere kimse 'Yıkıldı Firavun, Haman ile Karun, Nemruta ne oldu çağdaşlara sorun' diye hatırlatmayı düşünmüyor Kimsenin konforundan ötesini görmeye niyeti yok. Fatih olmaya namzet delikanlıları ve Fatihler doğuracak diye beklediğimiz kızları gören var mı?

Bu yazı 14 Şubat 2011 Pazartesi tarihinde eklenmiştir.
Bu yazı 1692 kez okundu.
Yazı Boyutu